​Sana Üç Ay Süre… - Gündem
26 Haziran 2017 -    Հակական տոմար - Տարի : 4509 / Ամիս : Մարգաց / Օր : Նպատ / Ժամ : Հրակաթն

Gündem :

01 Haziran 2017  

​Sana Üç Ay Süre…

​Sana Üç Ay Süre… ​Sana Üç Ay Süre…
Sabah gördüm, bir haber sitesinde manşet atmışlar “Sana 3 Ay Süre!”…

“Adalet Bakanlığı’nın hakkında “FETÖ” iddiasıyla soruşturma başlattığı şüphelilere ‘Yurda dön’ çağrısı yapacağı öğrenildi. Kulislere yansıyan bilgilere göre, 3 ay içinde dönmeyen, vatandaşlıktan çıkarılacak.”

İlk tepkiniz “iyi de sana ne oluyor arkadaş, Ermeni, solcu falan demiyor ki, FETÖ diyor” olabilir elbette. Fakat durumun öyle olmadığını, Erdoğan’ın “terörist” tanımlamasıyla muhalefeti kriminalize etmek için önce en sıkıntılı kesimleri hedef aldığını, sonra Kemal Kılıçdaroğlu’ndan bile cemaatçi çıkardığını izliyoruz işte. Bu arada “FETÖ” operasyonu diye yüzbinlerce masum insanın kanına girdiği de cabası.

Peki üç ay içerisinde geri dönüp hapis yatmadan, huzur içerisinde memleketimdeki eski hayatıma devam edebilmem için ne yapmam gerekiyor?

Bu güne kadar edindiğim “ülkeme ihanet etme” alışkanlıklarımdan hangilerini terk etmeliyim?

Nasıl bir günah çıkarma törenine girmeliyim ki “yaradandan ötürü” bana kucak açmaya hazır olan Başkan beni sevmeye başlasın?

Mesela ben Erdoğan’ın aldığı kararlarda tamamen “kişisel siyasi çıkarlarını ve elde ettiği ganimeti korumak uğruna” davrandığını düşünüyorum. Son süreçte binlerce Kürt’ü ve güvenlik görevlisini öldürten kirli bir savaşa karar veren siyasetin mimarı olmasını buna bağlıyorum. Onları, etrafındaki “üçe beşe tav olanlar” ile beraber cinayet işlemekten asla çekinmeyen zalimler topluluğu olarak görüyorum.

Ağzından çıkan hiçbir ilahi önermeye inanmıyorum. Dini kavramları kullanarak kendine hazırladığı taht, Adnan Hoca’nın tv yayını yaptığı salonundan daha kutsal falan değil bence.

Elleriyle yarattığı “Viyana’yı kuşatmaya hazır kindar gençliğin” 1.200 TL maaşla, taşeron işçi olarak madenlerde, inşaatlarda vahşice katledilen mağdurlar olduğuna eminim.

Süleyman Soylu, Sedat Peker gibi kovboylara sırtını dayamış olsa da, aslında kimseye güvenecek hali kalmadığı için ödü kopan, Nuriye ve Semih karşısında bile yenilmeye mahkum bir lider ve bunu o da biliyor bence.

Bildiği içindir ki zaten daha fazla zalimleşecek. Zulmü arttıkça sonu yaklaşacak bir paranoyaklığa tutsak olduğuna kalıbımı basarım.

Devleti çeteleştirerek, yargıyı elemanlaştırarak, polisi katilleştirerek, gençliği barbarlaştırarak bir ülkeyi yöntemezsin ki? Ülkenin yarısını hapislere dolduramazsın ki?

E o vakit ben bu kafayla bana tanınan üç ay içerisinde ne yapabilirim? Bu fikirlerimi hangi ödül karşısında yamultabilirim? Bu fikirlerin yamulacak tarafı olsaydı ne diye buralarda yaşıyorum ki?

Şöyle yapalım derim…

Benim affedilecek bir suçum yoktur. Üç ay içerisinde törpülenecek bir çıkıntım yoktur. Katil, hırsız, haydut, tecavüzcü, gaspçı, çeteci, yağmacı olan ben değilim. Üç ay içerisinde değil üç asır geçse de “gerçek” değişmez.

Dolayısıyla yetkim olmasa da vicdani hükmümle asıl ben üç ay mühlet vereyim Erdoğan’a:

Ellerini çocuklarımızın üstünden çek…

Seçilmiş temsilcilerimizi özgür bırak…

Elindeki kutsal kitabı daha fazla hırpalamadan yavaşça masanın üstüne koy…

Durmadan kadın vücudundan bahsetmeye derhal son ver…

Dünya ile giriştiğin sahte kavgalarla boşluğa yumruk sallamaktan vazgeç.

Elin insanların hayatına çarpıyor…

Dağıttığın aileler, koz olarak kullandığın mülteciler, Cizreliler, Surlular, Hataylılar, Gezi direnişçileri, Ermeniler, Translar, çocuklar, kadınlar…

Üç ay doksan gün eder.

Her günü bu kesimlerden birinden özür dilemekle geçir. Biliyorum, bu süre sana yetmeyecek.

Bir üç ay daha veririz olur biter işte…


Bu haber dış kaynaklı - - sitesinden alınmıştır. www.bolsohays.com'un görüşünü yansıtmaz.

Çok Okunan Haberler

  • Bugün
  • Bu Hafta
  • Bu Ay
  • 2007
  • 2002

Anket Tüm Anketler

+