Kayseri’den Kahire’ye: Tiyatro sanatçısı Nora Armani ve ailesinin soykırım öyküsü - Gündem
23 Ağustos 2017 - Հակական տոմար - Տարի : 4510 / Ամիս : Նավասարդ / Օր : Ծմակ / Ժամ : Առաւօտ

Gündem :

07 Haziran 2017  

Kayseri’den Kahire’ye: Tiyatro sanatçısı Nora Armani ve ailesinin soykırım öyküsü

Kayseri’den Kahire’ye: Tiyatro sanatçısı Nora Armani ve ailesinin soykırım öyküsü Kayseri’den Kahire’ye: Tiyatro sanatçısı Nora Armani ve ailesinin soykırım öyküsü
1915’ten bugüne uzanan Ermeni portrelerinde bu hafta performans ve tiyatro sanatçısı Nora Armani var. “Hayatta kalanların çocukları olarak yapmamız gereken bir şey var: bugünkü Ermenistan’ı güçlendirmeli ve geliştirmeliyiz” diyen Nora Armani, Türkçe ve Ermenice de dahil olmak üzere toplam altı dilde yazdığı ve rol aldığı tiyatro oyunlarında, büyükanne ve büyükbabalarının Kayseri’den Kahire’ye uzanan zorunlu göç hikayelerine yer veriyor.

“‘Ermenistan’ kelimesi bizim ailemizde çok kutsal bir çağrışıma sahiptir. Tarihsel bir gölgenin içinde büyümüş olmamıza rağmen kelime bizim için tınısını koruyor. ‘Ermenistan’ sanki hayatımızı kendi özüyle tekrar birleştiriyor” diyor New Yorklu oyuncu Nora Armani.

Armani, büyükanne ve babalarının doğduğu topraklara hissettiği aidiyet duygusunu şu sözlerle anlatıyor:

Ermenistan’a yaptığım her ziyarette kendimi yeniden hayat bulmuş gibi hissediyorum. Anavatanım beni güçlendiriyor. Birçok dil konuşabiliyor ve hatta İngilizce, Fransızca, Arapça, İtalyanca, Türkçe ve Rusça olmak üzere birçok dilde rol yapabiliyorum, fakat Ermenice performanslar sergilemek benim için elzem. Ermenistan’a gelmek bana kendi ana dilimde oynama ve yaşama imkanı sağlıyor.

Mayıs 2015’te Erevan Gençlik Tiyatrosu’nun sahnelediği ‘Mercedes’ isimli oyunda Nora Armani başkahraman Zarouhi’ye hayat verdi.

Ermeni Soykırımı’ndan hayatta kalanların kızı olan Zarouhi, 1946’da Ermenistan’a göç ediyor. Oyun, Zarouhi ve Yunanistan’da kalmayı tercih eden kız kardeşi Mercedes’in hayatlarını konu alınıyor.

Oyunu 1946 ve 1948 yıllarında Ermenistan’a göç eden akrabalarına adadığını söyleyen Nora şöyle diyor:

Oyunun konusu benim için çok değerli ve Zaouhi karakteri ile tamamen bütünleştim. Soykırımdan kurtulan herkesin, hatta başka ülkelerde on yıllar sonra doğan çocuklarının, torunlarının aklının bir köşesinde mutlaka ‘geri dönmek’ vardır. Bunun hakkında pek sık konuşulmaz ama anavatana geri dönmek arayışı, kuşkusuz herkesin içine işlemiş acı tatlı bir hayaldir.

Aktrist ve yapımcı Nora Armani Mısır, Kahire’de doğdu ve ilköğretimi Noubaryan Ermeni Okulu’nda tamamladı.

Daha sonra Kahire’deki Amerikan Üniversitesi’nde ve Londra Ekonomi Okulu’nda öğrenimine devam eden Armani, sosyoloji doktorasına sahip.

Armani İngiltere, Mısır ve Amerika’da yayınlanan dizi, kısa film ve uzun metraj filmlerde rol aldı, New York’ta Richard Kalinoski, William Saroyan, Agnès Jaoui, Jean-Pierre Bacri ve Alexander Dumas’ın tarafından yazılan oyunlar sahneledi.

Armani 2008’de, Saroyan’ın doğumunun yüzüncü yılında, Erevan’da da bir Saroyan oyunu sergiledi.

Aynı zamanda yazar olan Armani’nin yazdığı nazım ve nesirler çeşitli antolojilerde yayınlandı.

Gerald Papazyan ile yazıp oynadığı ödüllü ‘Sojourn at Ararat’(Ararat’ta Misafirlik) isimli oyunun DVD versiyonu da yayınlandı.

Kendi kaleme alıp canlandırdığı ‘On the Couch with Nora Armani’ (Nora Armani ile Koltukta) ve ‘Lend me an Identity’ (Bana bir kimlik verin) oyunları uluslararası kamuoyunda değer gördü ve Amerikan ve Fransız radyolarında yayınlandı.

“Soykırım’ı unutmamak için yakınlarımın isimlerini yazdığım oyunlardaki karakterlere veriyorum”

‘Armani’ ismi, annesi Arminé’ye ve Ermeni köklerine bir gönderme. Nora, Batı Ermenicesindeki Arminé, Marie, Hagop, Vahram, Berjouhi, Zarouhi, Gousineh, Takouhi, Arousyag, Vazken gibi isimleri yazarak yakınlarından kimseyi unutmamaya ve kronolojik sırayı karıştırmamaya uğraşıyor.

Armani’nin oyunlarında yer verdiği bu isimlerin tamamı akrabalarına ait, soykırımdan kurtulanlar ve onların çocukları.

Nora Armani, soylarının en çok sürgünden sonra Ermenistan’a geri dönen akrabaları tarafından genişlediğini, bunun ‘anavatanda olma rahatlığı’ olduğunu söylüyor:

Aidiyetimin hikayesi beni sonsuza kadar esir aldı. Genellikle yakınımdakiler ve benzer tarihi paylaşanlarla mental olarak anlaşıyorum. Bana göre aynı çizgilerden bakıyoruz, ‘Eğer büyük büyük babalarımız ve annelerimiz Ermenistan’ı terk etmek zorunda bırakılmasaydı ne olurdu?’ gibi. Anavatanımızda doğmuş olabilirdik ve bütün dünyaya dağılmamış olurduk. Soyumuzun hangi dalının daha çok genişlediğini biliyor musunuz? Ermenistan’a göç edenler! Anavatanın, her ne kadar kendisi zor koşullarda da olsa insanları yeniden üremeye yönelten ve diri tutan bir kaynak olduğu reddedilemez bir gerçek.

Nora Armani’nin büyükannesi ve büyükbabasının hikayesi Gessaria’da (Kayseri) başlıyor. Baba tarafından büyükannesinin ismi Marie Azadyan, büyükbabasının ismi Sepon Ekserdyan. Anne tarafındakiler ise Goussineh Gemidyan ve Hagop Basmadyan.

“Soykırım’dan kurtulanlar vatan hasreti çektikleri için bu konuyu konuşmuyor”

Armani, Soykırımdan kurtulanların bu konu hakkında konuşmak istememesini ‘vatan hasreti çekme’lerine bağlıyor:

Ben Soykırım’dan sağ kurtulanlardan sonraki üçüncü nesilim. Soykırım bana yapılmış gibi hissetmekten kendimi alıkoyamıyorum, felaketin kalıntılarına gözlerimle şahitlik ettim. Anavatanlarını kaybeden nesil ise bunun hakkında konuşmaya pek gönüllü değiller. En keyifli anlarında bile bir burukluk hissediliyor. Daha sonra, yetişkin olunca hissettikleri şeyin ‘homesickness’ (vatan hasreti çekme durumu) olduğunu anladım

Marie Azadyan Kayseri’de doğmuştu. Marie’nin babası Hagop Azadyan, varlıklı biriydi.

Hagop’un tütün tarlaları vardı ve Orta Doğu’ya, özellikle Mısır’a tütün ihraç ediyordu. O zamanlar Mısır’daki en büyük sigara fabrikaları Ermenilere aitti.

Marie’den önce üç kız çocuğu olan Hagop, bir erkek çocuğu hayal ediyordu. Hatta eğer çocuğu erkek olursa onu Kudüs’te vaftiz ettireceğine ve ağırlığı kadar altını ihtiyaç sahiplerine bağışlayacağına yemin etmişti.

1886’da dördüncü kız çocukları Marie doğdu. Yine de Hagop sözünü tuttu ve Marie’yi Kudüs’te vaftiz ettirdi.


Kayseri’den Kahire’ye

Hagop Azadyan’ın eşi Verkineh, Türkiye’deki Ermenilerin başına gelecekleri önceden sezmişti. 1910’da eşi Hagop yılın çoğunu Kayseri ve Mısır arasında seyahat ederek geçirdi.

Bir keresinde Hagop Mısır’a doğru gittiğinde Verkineh komşularına tek kelime etmeden bütün varlıklarını sattı ve dört çocuğuyla beraber eşiyle buluşmak üzere Mısır’a doğru yola çıktı. Aile Mısır’a ulaştığında Hagop enfeksiyon yüzünden hayatını kaybetti.

Verkineh ve dört kızı Zarouhi, Arousyag, Eugenie ve Marie Azadyan Mısır’da kaldı. En büyük çocuk Zarouhi Mısır’a Kayseri’de evlendiği Misak Latçinyan ile birlikte geldi.

Armani, yaşananların emsalsiz olduğuna vurgu yaparak, soykırımdan kurtulanların hala ‘bunun ağırlığıyla yaşadığına’ değiniyor:

Bütün bu isimlerin emsalsiz öyküleri var. Yüz yıl sonra hala bu hikayeleri anımsıyoruz ve neden kimsesiz kaldıklarıyla, neden ‘Soykırım’dan kurtulan’ olmanın, yaşayan olmanın ağırlığıyla yaşamak zorunda olduklarına ilgili sorularımıza cevap arıyoruz.

Kayseri’deki rahat hayatlarını arkalarında bırakmak zorunda kalan Azadyan ailesi, yabancı bir ülkede hayatlarını sürdürebilmek adına bir terzi atölyesi açtı. Zaman ilerledi, bütün çocuklar evlendi.

Arousyag Mihran Zakaryan’la evlendi fakat malesef hayatını erken yaşta kaybetti.

1948’de, Sovyet Ermenistan’a geri dönüşler başladığında, Arousyag’ın eşi Mihran ve üç çocukları Takouhi (Aramyan), Hasmig (Kotçar) and Armine (Tütünciyan) Ermenistan’a geri döndü.

Eugenie Seghertli (Siirt) Torkom Boghosian ile evlendi ve Nora’nın büyükannesi Marie, Kahire’de Sepon Ekserdyan’la evlendi.

Armani’nin büyükbabası, İstanbul’dan Kahire’ye 1914’te iltica etmiş bir kuyumcuydu. Sepon ve Marie’nin Kevork, Akribas ve Hagop isimlerinde üç çocukları oldu. Nora’nın babası Akribas (Varoujan) ortanca çocuktu.


“Büyükanne ve babalarımın doğduğu Kayseri’yi görmeyi hayal ediyorum”

Armani, orada ne bulacağını bilemese de Kayseri’yi görme hayali kurduğunu ifade ediyor:

Kayseri benim için annem Armine’nin ailesi de buradan olduğu için çok önemli bir yer. Bir gün Kayseri’yi ziyaret etmeyi hayal ediyorum. Orada ne bulacağımı bilmiyorum ama en azından ölen akrabalarımın yattığı yerleri Kayseri’nin o kutsal karşılamasını kendi gözlerimle göreceğim

Armani’nin annesi Armine’nin ebeveynleri Goussineh Gemidyan ve Hagop Basmadyan da Kayseriliydi.

Goussine Gemidyan’ın babası, Armani’nin büyükbabası Ghevont Gemidyan tanınan bir papazdı. Ghevort ve eşinin dört kız çocuğunun dördü de Kayseri’de doğdu.

Goussineh, 1890’da doğan en büyük çocukları. 1915’te henüz 25 yaşındaydı.

En küçük kızları Berjanoush, 1915’te Goussineh Hagop Basmadyan’la evliyken ve Vahram adlı ilk çocuğu doğmuşken henüz 10 yaşındaydı

Bazen bütün bu zorluklarla başa çıkmaları ve hayatlarını sürdürebilmelerini sağlayan güce inanamıyorum. Kahire’de doğan bütün akrabalarım aslında kendi topraklarında, Kayseri’de doğabilirlerdi. Oysa bunun yerine hepimiz sürgün edildik

Büyükanne Goussineh, Kayseri’deki evlerinden sürekli bahsedermiş.

Goussineh, Nora’ya her mayıs ayında ailenin dağlardaki yaz evlerine gittiklerini ve eylül gelene kadar orada kaldıklarını anlatmış.

Büyükanne Goussineh Armani’ye aynı zamanda evlerinin bodrumlarında nasıl pastırma yaptıklarına, meyveleri ve diğer gıdaları nasıl kuru ve temiz tuttuklarına dair detayları dahi anlatırmış.

1915’te Türkler diğer papazlar ve entelektüellerle beraber Ghevont’u asmış. Aile ülkeyi terk etmeye zorlanmış.

Goussineh ve Hagop birbirlerinden ayrılmışlar. Ghevont’un eşi, dört kız çocuğu ve bir torunu (Goussineh’in çocuğu bir yaşındaki Vahram) mülteci durumuna düşmüş.

Vahram ve Ghevont’un eşi ülke değiştirmeye çalıştıkları sırada hayatlarını kaybetmiş.

“Babaannem zorlu koşullardan onları Tanrı’nın çıkardığına inanırdı”

Nora bu hikayeyi kendi tek kişilik gösterilerinden birinde anlatıyor:

Büyükannem hayatta kalışlarını bir mucize olarak nitelendirirdi. Sürgün yollarında üç sene geçirmişler, Deir Ez-Zor Çölü’nden geçerek sonunda Halep’e ulaşmışlar. Büyükannem eskiden Tanrı’nın bu zorlu yaşam koşullarında onlara destek olduğuna ithafen bir hikaye anlatırdı. Bir ara, karavanları Fırat Nehri’ni geçerken jandarmalar onlara eğer su içmek istiyorlarsa nehire doğru gidebileceklerini söylemiş. Herkes nehre koşmuş. Çelimsiz ve kırılgan yapıdaki babaannem aşırı yorgun olduğu için koşamamış ve bayılacak gibi olmuş. Aniden yüzüne su çarpıldığını hissetmiş. Gözlerini açtığında beyaz elbiseler giymiş birinin yüzüne su serptiğini görmüş. Ellerini uzatmış ve suyu almış. Suya doyar doymaz aklına şüphe düşmüş, kendisini kurtaranı görebilmek için kafasını uzatmış fakat kimseyi görememiş. Bir serap gibi görünüyor… Ama büyükannem dudaklarının ve yüzünün ıslak olduğunu söylüyor. Peki o kimdi, Tanrı’nın bir mucizesi miydi? Büyükannem Goussineh sürekli bu hikayeyi anlatır ve ölüm yürüyüşlerinden Tanrı’nın yardımı sayesinde sağ çıktıklarını düşünürdü


1918’de dört kız kardeş Halep’e vardı. Halep’teki tren istasyonunda büyük bir kalabalık ailelerinin isimlerini bağırıyor, yakınlarının yaşıyor olmasını ve onlara kavuşmayı umut ederek bekliyorlardı.

Birden Goussineh kendi isminin de bağırıldığını duydu. Yukarı bakınca eşi Hagop’u gördü, o da bir şekilde sağ kalmayı başarıp Halep’e gelmişti.

Bir kez daha kavuşan Goussineh ve Hagop’un kaybettikleri oğullarının anısına tekrar Vahram adını koydukları bir oğulları oldu.

Ardından Nora Armani’nin annesi Armine dünyaya geldi. Goussineh, çekirdek ailesi ve kızkardeşleri daha sonra Mısır’a taşınarak halı dokuma ve tamir işine girdi.


Sürgünden bugüne kitap koleksiyonu

Nora, sürgün yıllarından babannesinin kurtarabildiği Türkçe bir İncil’e de sahip:

Babaannemin Mısır’da enteresan bir kitap koleksiyonu vardı, hepsini cam kapılı bir dolapta saklardı. Kütüphanesinde birkaç tane Kayseri’den yanında getirmeyi başarabildiği kitaplar bile vardı. Birkaç tane eski basım İncil vardı. Bugün benim New York’taki evimde Ermeni alfabesi ile yazılmış Türkçe bir İncil var. Bu eser, sürgün yollarından bugüne kalan bir yadigar

Armani, büyükannesinin ‘hep Türklerle ilgili söylendiğini fakat onları nefret aşılayarak büyütmediğini’ ifade ediyor:

Büyükannem Goussineh 90 yaşına kadar yaşadı. Bütün torunlarını gördü ve Ağustos 1975’te hayatını kaybetti. Büyükannem Kahire’de, aynı Kayseri’de yaptığı gibi her pazar kilise ayinlerine katılan sağduyulu ve eğitimli bir kadındı. Türkçeyi çok iyi derecede bilirdi. Fakat Ermenice konuşur ve bizim de konuşmamız konusunda ısrar ederdi. İçinden hep Türklerle ilgili söylendiğini duyardık fakat yine de bizi nefretle büyütmedi. Bir savaş olduğunu, Türklerin Almanlarla bir olduğu ve Ermenilere ihanet ettiğini söylerdi. Çok acı çekmesine rağmen nefret ve intikam dolu biri değildi

Armani’nin annesi Armine, Kahire’de Kalousdyan Ermeni Okulu’na başladı.

Akribas (Varoujan) Ekserdyan’la evlendi ve Nora ve Vazken adında iki çocukları oldu. Nora New York’da, kardeşi Japonya’da, babaları ise Los Angeles’ta yaşıyor.

Nora’nın annesi 1986’da Mısır’da vefat etti. Anne tarafından sadece teyzesi Arpine hayatta kaldı.

Armani ‘hayatta kalan Ermenilerin yapması gereken tek şeyin Ermenistan’ı ve Ermeni gençliğini desteklemek’ olduğunu söylüyor:

Yüz yıl önce, hayal bile edilemez bir trajediyle yüzleştik. Bunu ne tarihten silebiliriz ne de unutabiliriz. Tabii ki ‘sahibine iade’ iddialarımız var fakat bunları aslımızın ve varoluşumuzun merkezi haline getirmiyoruz. İnanıyorum ki geçmişimizi ve kaybettiğimiz bir buçuk milyon insanımızın tarihini yeniden yazacağız. Hayatta kalan çocuklar olarak yapmamız gereken bir şey var: bugünkü Ermenistan’ı güçlendirmeli ve geliştirmeliyiz. Ermenistan harika bir gençliğe sahip. Onları destekleyerek, gençliğe kanatlarını geri vermiş oluyoruz; bundan sonraki uçuşumuz durdurulamaz olacak.

Görüşmeyi yapan: MERİ MUSİNYAN

Çeviri: EZGİ GÜL

Anket Tüm Anketler

+