Diyarbakırlı Ermeni Udi Yervant’ın öyküsü: Kaçarak gitti koşarak geldi - Gündem
23 Eylül 2017 - Հակական տոմար - Տարի : 4510 / Ամիս : Հոռի / Օր : Ծմակ / Ժամ : Աղջամուղջ

Gündem :

19 Ağustos 2017  

Diyarbakırlı Ermeni Udi Yervant’ın öyküsü: Kaçarak gitti koşarak geldi

Diyarbakırlı Ermeni Udi Yervant’ın öyküsü: Kaçarak gitti koşarak geldi Diyarbakırlı Ermeni Udi Yervant’ın öyküsü: Kaçarak gitti koşarak geldi
Gençler tanımadı. Ancak sanatçının adını duyan yaşlılar kendisini olmasa da ailesini hemen hatırladı. Ermeni puşi ustası Yako’nun oğlu Yervant’tı bu. Yıllar önce ailesiyle birlikte terk ettiği memleketine geri dönmüştü. Gitmeden önce düğünlerde darbuka, bağlama, cümbüş çalardı döndüğünde ise ünlü bir ud sanatçısıydı.

Hayat hikâyesini dinlemek için Yervant Bostancı ya da nam-ı diğer Udi Yervant’la buluşmak için sözleşiyoruz. Buluşma yeri olarak da tarihi Sülüklü Han’da karar kılıyoruz. “Burada da anılarım var. Sahibi Babamın dostuydu,” diye söze başlıyor Yervant ve çay eşliğinde Al-Monitor’a hayat hikâyesini anlatıyor.

Yervant daha dört yaşındayken müzikle tanışmış. Kendi çabasıyla darbuka öğrenmiş. Sonra telleri sopalara bağlayarak kendine bir bağlama yapmış. “En büyük hocam babamdı,” diyen Yervant düğünlerde nasıl darbuka çalmaya başladığını şöyle anlatıyor: “10 yaşında Âşık Zülfü’den ders alarak bağlama çalmaya başladım. Âşık Zülfü’nün vitrininde bir cümbüş vardı. Cümbüşe elimi sürerdim, çıkardığı ses içimi parçalardı. Diyarbakır’ın musikisini bilen hocalardan ders aldım. Bunun yanında en büyük hocam babamdı. Babam puşi yapardı. Küci dediğimiz çelikten, içinden ipek geçen bir tel vardı. Beş-altı santimlik tahtanın bir ucuna ve diğer ucuna çivi çakar kücileri bağlar, kendi kendime cümbüş yapar çalardım. Süpürge sapı elimde, akşama kadar cümbüş çalar, şarkı söylerdim."

Peki niye önce Diyarbakır’ı sonra da Türkiye’yi terk etti? Yervant’ın Diyarbakır’ı terk etmesinin sebebi aşkmış: “Bir Kürt kıza aşık olmuştum. Bir Ermeni bir Kürt. Çıkar yolu var, kolaydır, sünnet olup Müslüman olurdum anca onu bana verirlerdi. Ben hiçbir dine karşı değilim ama dinimden de hoşnutum. Ben Hristiyan doğmuşum, Ermeniyim, bir kız için niye dinimi değiştireyim? Ben ona 'gel Hristiyan ol' diyor muyum? O dönem öyleydi, o dönemi kınamıyorum ama öyle bir şansımız yoktu. Kız çalışıyordu. Bir iki buluşma oldu. Buluşma dediğimiz elini bile tutmadım. Sadece ‘seni seviyorum’ dedik birbirimize. Ailesi ve arkadaşları görmüşler. Kavga ettik, beni öldüreceklerdi, nasıl kaçmışım, nasıl kaçırmışlar bilmiyorum. Ondan sonra tadımız tuzumuz kaçtı. Babam baktı olmayacak, bütün işini gücünü bıraktı, 1976'da kara trene binip üç gün, üç gece süren yolculukla evimizi İstanbul’a taşıdık.”

Dört çocuklu Bostancı ailesinin artık yeni bir yaşamı vardı. Müzisyen Yervant Üsküdar Musiki Cemiyeti’ne girdi, orada ud çalmaya başladı. Ara sıra tavernalarda da sahne alıyordu. Tam hayatı düzene girecekken yaşadığı bir olay tüm düzenini altüst etti. Bu kez aşk değil etnik nefretti sebep. Yervant Türkiye’yi terk etmesine neden olan olayı da şöyle anlatıyor: “Yıl 1991, tavernada çaldığım bir gece Ermenice bir şarkı okuduğum için hayatımda duymadığım küfürleri duydum, ölümle tehdit edildim. Birkaç tane Ermenice şarkı okudum alt tarafı. Bunun yanı sıra Türkçe de okuyordum. Kürtçe zaten mümkün değildi. Vay sen misin Ermenice okuyan! O gece sabahı zor ettim. Eve geldim, sinirimden başımı duvarlara vuruyordum. Vergi veriyorum, 20 ay askerlik yaptım, milyon kez karakolun önünden geçtim ama bir güne bir gün içine girmedim. İyi bir yurttaş nasıl olunursa ben de öyleydim. Bu bir kaç kez olunca, ben de gitmeye karar verdim.”

Bu olay sonrasında Los Angeles’a yerleşen ve müzik çalışmalarını burada sürdüren Yervant artık udi olarak tanınıyordu. Diyarbakır kültürünü uduyla dünyanın dört bir yanına taşıdı. Birçok ülkede konserler veren Yervant Amerika’da evinde kurduğu stüdyoda 13 albüm yaptı. İlk albümüne “Sen gideli” adını verdi. Eserlerinde Diyarbakır’ı hiçbir zaman unutmadı, albümlerine "Diyarbakır Diyarım Yitirmişem Yanarım," "Sırlarını Surlarına Fısıldayan Şehir," "Tango ve Diyarbakır," gibi isimler verdi. ABD’nin birçok eyaletiyle birlikte Kanada, Almanya, Fransa, Belçika ve Hollanda gibi ülkelerde de konserler veren Yervant bu sırada ABD vatandaşı oldu.

Aslında bir daha dönmeye niyeti yoktu. "Kovulduğum yere bir daha niye döneyim?" diye düşünüyordu ki 2004 yılında Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’nin düzenlediği festivale davet edildi. Gelmemek için türlü bahaneler uydurduğunu söyleyen Yervant şöyle diyor: “(Yazar) Şeyhmus Diken’in aracılığıyla beni çağırdılar festivale ve getirttiler. Sonra öyle oldu ki, senenin altı ayını Amerika, altı ayını İstanbul ve Diyarbakır’da geçiriyordum. Her ne kadar çok güzel anılarım olsa da çok sıkıntı çektik. Kendi şahsım değil, halkım. Mesela bir cenazemiz olurdu mezarlığa götürene kadar defalarca taşlanırdık, defalarca küfür yerdik. Diyarbakır’ın çok güzel günlerini de gördüm. Sur içinde bizim için ölebilecek arkadaşlarımız da oldu. Ama cahil halk tabakası da vardı. Orada benim korkum da işin tuzu biberi oldu. Dedim bir daha artık Diyarbakır’a gelmem. Ama 2004’teki gelişim bambaşka oldu.”

Aşk acısıyla terk ettiği memleketine 28 yıl sonra hasretle döndü. Artık bir ayağı Diyarbakır’daydı. Tekrar çok sevdiği memleketine kavuşmuştu. Dönemin Kültür Bakanı Ömer Çelik’in çağrısıyla tamamen dönmeye karar verdi. Döndüğünde Türkiye’de çatışma yoktu. Kürt sorununun çözümü için görüşmeler yapılıyordu. Ancak bir süre sonra çatışmalar yeniden başladı, hem de Udi Yervant’ın doğup büyüdüğü Sur içindeki mahallelerde. İnsanlar göç etti. Bir dönem Ermenilerin yaşadığı Gâvur Mahallesi’nin de aralarında bulunduğu altı mahalle yerle bir oldu.

Hayal kırıklığına uğrayan Yervant yine de Diyarbakır’da kalmaya devam etti: “Diyarbakır’ı nasıl unuturum? Anılarım burada, çocukluğum burada. Anamın, babamın anıları burada. Burada da (Sülüklü Han) çok anılarım var. O yüzden ‘nerede buluşalım?’ dediğin zaman burada dedim. Çünkü başka yerimiz kalmadı. Oturabileceğimiz, sohbet edebileceğimiz, çay içebileceğimiz bir yer kalmadı. Onun üzüntüsünü yaşıyorum. Geldikten sonra fark ettim, çok değişmiş. Diyarbakır halkı çok bilinçlenmişti. Çok okumaktan mı nedendir bilmiyorum, bir şeyler olmuştu bu insanlara, barış sürecinin etkisi vardı. (...) Keşke barış süreci bitmeseydi. Yaşananlara çok üzüldüm, kendimi bir anda savaşın içinde buldum. Sur içinden kaçan gariban, fakir halkımı gördüm. İnsan nasıl üzülmez? Bu olaylar beni biraz Diyarbakır’dan soğuttu. Bugün bunları görünce biraz pişman oldum, keşke görmeseydim, gelmeseydim dedim.”

Amerika’yı da özlediğini belirten Yervant Diyarbakır’a döndükten sonra Devlet Klasik Türk Müziği Korosu'na girdi. Kendi tabiriyle koro kurulduğundan beri ilk kez kadrolu bir Ermeni sanatçı almıştı. Diyarbakır’a yerleştikten sonra evlenen Yervant bir erkek çocuk babası oldu. Oğlunun adını Diyarbakır’ın Ermenice adı olan Dikranagerd’den esinlenerek Dikran koydu. Bu vesileyle Diyarbakır’da 41 yıl sonra ilk kez Dikran adı resmi kayıtlara geçti. İstanbul’da yaşayan annesini de yanına alan Yervant yıllar sonra ailesini, eksik de olsa, doğduğu topraklarda bir araya getirdi. Yervant “Bir daha gitmeyi düşünüyor musun?" sorusunu şimdi “Ben artık buranın malıyım.” diye yanıtlıyor.

Osmanlı kayıtlarına göre Diyarbakır merkezde 1800’lerin sonlarına doğru 21 bin 272 kişi yaşıyordu. Kentte Müslümanlarla birlikte 7 bin 678 Ermeni, bin 608 Süryani, 974 Keldani, 280 Yahudi’nin da aralarında bulunduğu çeşitli etnik ve dini gruplar mukimdi.

Ermeniler bir zamanlar çok dilli, çok kültürlü yapısıyla gül bahçesini andıran bu kentin bir rengiydi. Hepsi usulca terk edince Diyarbakır’daki bütün renkler soldu. Zaman içinde kentte sadece bir Ermeni ile birkaç Süryani aile kaldı. Yervant dışında kesin dönüş yapan olmadı. O günlerin hasretiyle gelip gidenler ise geriye kalan hayal kırıklığı ile avunmak zorunda.
Bu haber ko.....r kaynağından gelmektedir.
www.bolsohays.com un görüşünü yansıtmaz.

Anket Tüm Anketler

+