Ermeni Udi’nin Öyküsü; Aşk Kaçırttı, Hasret Getirtti - Gündem
23 Kasım 2017 - Հակական տոմար - Տարի : 4510 / Ամիս : Տրե / Օր : Ծմակ / Ժամ : Առաւօտ

Gündem :

28 Ağustos 2017  

Ermeni Udi’nin Öyküsü; Aşk Kaçırttı, Hasret Getirtti

Ermeni Udi’nin Öyküsü; Aşk Kaçırttı, Hasret Getirtti Ermeni Udi’nin Öyküsü; Aşk Kaçırttı, Hasret Getirtti
2004 yılında Diyarbakır Büyükşehir Belediyesinin düzenlediği kültür ve sanat festivaline, Amerika’dan gelen bir sanatçı katılmıştı. Diyarbakırlı Ermeni olması ve Ermenicenin yansıra Kürtçe ve Türkçe de söylemesi nedeniyle ilgi çekmişti. Gençler tanımadı. Ancak adını duyan yaşlılar, kendisiniolmasa da, ailesini hemen tanımıştı. Ermeni Puşi (yöresel başörtüsü) ustası Yako’nun oğlu Yervant’tı bu. Yıllar önce ailesiyle birlikte terk ettiği memleketine geri dönmüştü. Giderken düğünlerde, darbuka, bağlama, çümbüş çalan biriydi dönerken, ünlü bir ud sanatçısıydı.

“En büyük hocam babamdı”
Hayat hikâyesini dinlemek için Yervant Bostancı ya da nam-ı diğer Udi Yervant’la buluşmaya karar veriyoruz. Buluşma yeri olarak Tarihi Sülüklü Han’da karar kılıyoruz. ‘Burada da anılarım var. Sahibi Babamın dostuydu’ diye söze başlıyor Yervant. Çay eşliğinde hayat hikâyesini anlatıyor. Daha dört yaşındayken, müzikle tanışmış. Kendi çabasıyla darbuka öğrenmiş. Sonra telleri sopalara bağlayarak bağlama yapmış kendine. ‘En büyük hocam babamdı’ diye devam eden Yervant, “Düğünlerde darbuka çalardım. On yaşında Âşık Zülfü’den ders alarak bağlama çalmaya başladım. Âşık Zülfü’nün vitrininde bir cümbüş vardı.Cümbüşe elimi sürerdim çıkardığı ses içimi parçalardı. Diyarbakır’ın musikisini bilen hocalardan ders aldım, bunun yanında en büyük hocam babamdı. Babam Puşiciydi. Küci dediğimiz çelikten, içinden ipek geçen bir şey vardı. 5-6 santimlik tahtaya bir ucunda ve diğer ucuna çivi çakar kücileri bağlar, kendi kendime cümbüş yapar çalardım. Süpürge sapı elimde, akşama kadar cümbüş çalar, şarkı söylerdim” dedi.

Üç gün üç gece süren yolculuk…
Peki niye önce Diyarbakır’ı sonra da Türkiye’yi terk etti. Diyarbakır’ı terk etmesinin nedenini aşk olarak açıklayan Yervant; “Bir Kürt kıza aşık olmuştum. Bir Ermeni, bir Kürt. Çıkar yolu var, kolaydır sünnet olup Müslüman olurdum anca onu bana verirlerdi. Ben hiçbir dine karşı değilim ama dinimden de razıyım. Ben Hristiyan doğmuşum Ermeniyim, bir kız için niye dinimi değiştireyim? Ben ona gel Hrıstiyan ol diyor muyum? O dönem öyleydi, o dönemi kınamıyorum ama öyle bir şansımız yoktu. Kız çalışıyordu. Bir iki buluşma oldu. Buluşma dediğimizde, elini bile tutmadım. Sadece seni seviyorum dedik bir birimize. Ailesi ve arkadaşları görmüşler. Kavga ettik, beni öldüreceklerdi, nasıl kaçmışın, nasıl kaçırmışlar bilmiyorum. Ondan sonra tadımız, tuzumuz kaçtı. Babam baktı olmayacak, bütün işini gücünü bıraktı, 1976’dakara trene binip üç gün, üç gece süren yolculukta evimizi İstanbul’a götürdük” diye konuştu.

Sen misin Ermenice okuyan?
Dört çocuklu Bostancı Ailesinin artık yeni bir yaşamı vardı. Müzisyen Yervant, Üsküdar Musiki Cemiyeti’ne girmişti. Burada ud çalmaya başlamıştı. Arasıra tavernalarda da sahne alıyordu. Tam hayatı düzene girecekken, yaşadığı bir olay bütün düzenini alt üst etmişti. Bu kez aşk değil ethik nefretti. Yervant, Türkiye’yi terk etmesine neden olan olayı şöyle anlıyor;

“Yıl 1991, tavernada çaldığım bir gece Ermenice bir şarkı okuduğum için, hayatımda duymadığım küfürleri duydum, ölümle tehdit edildim. Birkaç tane Ermenice okudum bunun yanısıra Türkçe de okuyordum. Kürtçe zaten mümkün değildi. Vay sen misin Ermenice okuyan? O gece sabahı zor ettim. Eve geldim, sinirimden başımı duvarlara vuruyordum. Vergi veriyorum, 20 ay askerlik yaptım, milyon kez karakolun önünden geçtim ama bir güne bir gün içine girmedim. Hiç hiçbir suçu olmayan bir adamım. İyi bir yurttaş nasıl olunursa ben de öyleydim. Bu bir kaçkez olunca, ben de gitmeye karar verdim.” Ve Yervant arkasına bakmadan Amerika’ya gitti. Müzik çalışmalarını burada sürdüren Yervant artık Udi olarak tanınıyordu. Diyarbakır kültürünü uduyla dünyanın dört bir yanına taşıyordu. Birçok ülkede konserler veren Yervant, Amerika’da evinde kurduğu stüdyoda 13 albüm yaptı. Bu sırada Amerika vatandaşı oldu. Aslında bir daha dönmeye niyeti yoktu. ‘Kovulduğum yere bir daha niye döneyim’ diye düşünüyordu. Ta ki 2004 yılında Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’nin düzenlediği festivale davet edilene kadar.

“Cenazelerimiz taşlanırdı”
Gelmemek için türlü bahaneler uydurduğunu söyleyen Yervant, “(Yazar) Şeyhmuz Diken’in aracılığıyla beni çağırdılar festivale vegetirttiler. Sonra öyle oldu ki senenin altı ayı Amerika, altı ayı İstanbul ve Diyarbakır’da geçiriyordu. Her ne kadar çok güzel anılarım olsa da, çok sıkıntı çektik. Kendi şahsım değil halkım. Mesela bir cenazemiz olurdu mezarlığa götürene kadar defalarca taşlanırdık, defalarca küfür yerdik. Diyarbakır’ın çok güzel günlerini de gördüm. Sur içinde bizim için ölebilecek arkadaşlarımız da oldu. Ama cahil halk tabakası da vardı. Orada benim korkum da, işin tuzu biberi oldu.Dedim bir daha artık Diyarbakır’a gelmem. Ama 2004’teki gelişim bambaşka oldu” diye konuştu.

Gâvur Mahallesi yerle bir oldu…
Aşk acısıyla terk ettiği memleketine 28 yıl sonra hasretle dönmüştü. Artık bir ayağı Diyarbakır’daydı. Tekrar çok sevdiği memleketine kavuşmuştu. Dönemin Kültür Bakanı Ömer Çelik’in çağrısıyla tamamen dönmeye karar verdi. Döndüğünde Türkiye’de çatışma yoktu. Kürt sorunun çözümü için görüşmeler yapılıyordu. Ancak bir süre sonra çatışmalar başladı. Hem de Sur içindeki Udi Yervant’ın doğup büyüdüğü mahallerde. İnsanlar göç etti. Bir dönem Ermenilerin yaşadığı Gâvur Mahallesinin de aralarında bulunduğu altı mahalle yerle bir oldu. Hayal kırıklığına uğrayan Yervant, yine de Diyarbakır’da kalmaya devam etti;

Keşke barış süreci bitmeseydi
“Diyarbakır’ın nasıl unuturum? Anılarım burada, çocukluğum burada, anamın, babamın anıları burada. Burada da(Sülüklü Han) çok anılarım var. O yüzden ‘nerede buluşalım?’ dediğin zaman burada dedim. Çünkü başka yerimiz kalmadı. Oturabileceğimiz, sohbet edebileceğimiz, çay içebileceğimiz bir yer kalmadı. Onun üzüntüsünü yaşıyorum. Geldikten sonra farkettim, çok değişmiş, Diyarbakır halkı çok bilinçlenmişti. Çok okumaktan mı nedendir bilmiyorum, bir şeyler olmuştu bu insanlara, barış sürecinin etkisi vardı. Diyarbakır Kilisesini, evlerini başımıza yıktılar ama sanki. Pişmanlık var. Yıkılan şeyleri elbirliğiyle yapmaya çalıştılar. Nihayetinde güzel şeyler olmuştu barış sürecinin bitimine kadar. Keşke barış süreci bitmeseydi. Yaşananları çok üzüldüm, kendimi bir anda savaşın içinde buldum. Sur içinden kaçan gariban, fakir halkımıgördüm. İnsan nasıl üzülmez? Bu olaylar beni biraz Diyarbakır’dan soğuttu. Bugün bunları görünce biraz pişman oldum, keşke görmeseydim, gelmeseydim dedim”şeklinde konuştu.

Kadrolu Ermeni sanatçı
Amerika’yı da özlediğini söyleyen Yervant, Diyarbakır’a döndükten sonra Devlet Klasik Türk müziği Korosu’na girdi.(http://www.agos.com.tr/tr/yazi/6823/udi-yervant-diyarbakir-korosunda) Kendi tabiriyle koro, kurulduğundan beri ilk kez kadrolu bir Ermeni sanatçı almıştı. Diyarbakır’a yerleştikten sonra evlenen Yervant, bir erkek çocuk babası oldu. Oğlunun adını, Diyarbakır’ın Ermenice adı olan Dikranagerd’den(https://en.wikipedia.org/wiki/Tigranocerta) esinlenerek Dikran koydu. Bu vesileyle Diyarbakır’da 41 yıl sonra ilk kez, Dikran adı resmi kayıtlara geçti. İstanbul’da yaşayan annesini de yanına alan Yervant, yıllar sonra ailesini-eksik te olsa- doğduğu topraklarda bir araya getirdi. ‘Bir daha gitmeyi düşünüyor musun?’diye soruyoruz, “Ben artık buranın malıyım” diye yanıtlıyor. Çok dili, çok kültürüyle gül bahçesini andıran kentin bir zamanlar rengiydi Ermeniler. Hepsi usulca terkedince Diyarbakır’ı bütün renkler soldu. O günlerin hasretiyle geri dönenlerise geriye kalan hayalkırıklığı ile avunmak zorunda kaldı. Tıpkı Udi Yervant gibi…

Mahmut BOZARSLAN



Bu haber di.....n kaynağından gelmektedir.
www.bolsohays.com un görüşünü yansıtmaz.

Anket Tüm Anketler

+