​Ermeni sanatçı Lucie Abdalyan’ın Maraş’tan ABD’ye uzanan hikayesi - Gündem
20 Temmuz 2018 - Հակական տոմար - Տարի : 4510 / Ամիս : Հրոտից / Օր : Արագած / Ժամ : Երկրատես

Gündem :

23 Haziran 2018  

​Ermeni sanatçı Lucie Abdalyan’ın Maraş’tan ABD’ye uzanan hikayesi

​Ermeni sanatçı Lucie Abdalyan’ın Maraş’tan ABD’ye uzanan hikayesi ​Ermeni sanatçı Lucie Abdalyan’ın Maraş’tan ABD’ye uzanan hikayesi
1915’ten bugüne uzanan Ermeni portrelerinde bu hafta çok yönlü bir sanatçı olan Lucie Abdalyan var. Aktris, fotoğrafçı ve ressam olan Lucie Abdalyan’ın hikayesi Maraş’tan ABD’ye uzanıyor. Savaşın ve zorunlu göçün çirkinliğine rağmen sanatın güzelliğini merkezine alan Abdalyan, Soykırım’dan kurtulanlar için şöyle diyor: “Onların mağdur değil, kahraman olduklarına inanıyorum.”

Çok yönlü bir sanatçı olan Lucie Abdalyan, Ermeni Ulusal Sinema Ödülleri’nde “En İyi Aktris” seçilmiştir ve çağdaş sanat çalışmalarından ötürü Celeste Ödülü’nü kazanmıştır. Yaptığı şeye duyduğu sevgiden ötürü şu an olduğu kişidir. New York’ta insanlık ve kültürden etkilenen dünyevi ve özgür ruhlu yaşantısı, şöhrete ulaşma inadından ziyade rastlantıların bir sonucudur. Gençliğinde deneyimlediği savaşın ve zorunlu göçün tüm çirkinliğine rağmen sanatın güzelliğini merkez alarak kendisine bir yaşam kurmuştur.

Lucie, Beyrut’ta doğduğunda savaş yaşanmaktadır, ailesinin evine bombalar düşmektedir. Babası Zaven Abdelyan’a yönelik suikast girişiminin ardından anne ve babası ülkeden ayrılmayı tercih ederek Kanada’da bulunan Montreal’e geçer. Burada büyür ancak onun için bir şeyler hep eksiktir. O yüzden Kanada’da eğitimini bırakarak ABD’nin batı kıyısına taşınır. Yerleştiği Güney Kaliforniya’da eğitimini tamamlar.

Mezun olduktan kısa bir süre sonra kendini San Francisco’da bulur. İşte ilk olarak burada resim yapmaya başlar. Bunu ünlü olmak istediği veya yetenekli olduğu için değil de yaratıcılıkla geçen bir araya ihtiyaç duyduğu için yapar. Resim yapmak işini görür.

Ölüme terk edilmek

Lucie aynı zamanda Soykırımı’ndan kurtulan bir Ermeni ailedendir. Aile, nesilden nesile anavatanlarından coğrafi olarak uzaklaşsa da bu kültürel açıdan öyle olmamıştır. “Evde sadece Ermenice konuşmamıza izin veriliyordu” diyor Lucie. Bu, babasının kuralıdır.

Tamamıyla Ermeni bir evde büyümesine rağmen Soykırım konusu evde çok az konuşulur.

Lucie, Soykırım’ı duyduğunda beş yaşındadır. “Travma geçirmiştim ve bir daha o konu hakkında bir şey duymak istememiştim” diyor Lucie.

Büyükannesi Hrantuhi ile Suriye kenti Şam’da evlendikten yedi yıl sonra zatürreden ölen büyükbabası Mihran’la hiçbir zaman tanışma fırsatı bulamaz. Çift Kayseri ve Maraş’tan gelir. Mihran’ın yaşamını yitirmesinden önce iki çocukları olur: Alice ve Rose Mississyan. Baba tarafından büyükannesi Lucine Kiziryan ise Hadop Abdalyan ile Lübnan’da evlenir. Üç çocukları olur: Hampartsum, Vany ve Zaven Garabed.

Lucie, belki de Soykırım’ı bilmediğinden ötürü babaannesinin öfkesini anlayamaz. Lucie, gençken onunla anlaşamaz. Yaşı ilerlediğinde ise büyükannesine tecavüz edildiğini, sokakta çıplak bırakıldığını, onlarca ölü bedenin altında saklandığı için kurtulabildiğini ve hastalandığını öğrenir. O, tek başına yürüyerek Şam’a ulaşmıştır. Kendine orada bir hayat kurmaya başlamıştır. Lucie, aralarındaki sorunlara rağmen büyükannesinin yaşadığı dehşeti kavradıktan sonra onu anladığını ve onu sevmeye başladığını söylüyor.

Tutulmak üzere verilen bir söz
Lucie’nin anne tarafının geçmişi dramatik olduğu kadar tüyler ürpertici de. Büyük büyükdedesi Messiah Misisyan, Maraş’ta doğar. Burada bir kilim fabrikası vardır ve Türkler köyü işgal ettiğinde aile yadigârı büyük bir kilimi almak ister. Aile Protestan’dır ve kilim, birçok Ermeni kiliminde olduğu gibi İncil’deki hikâyeleri anlatır. Kilimi vermemesinin cezası köydeki tüm Protestan Ermenilerin infazıdır. Messiah, kilimi onlara bırakır.

Lucie, dünyaca ünlü Tufenkyan Kilimlerinin sahibi James Tufenkyan’dan kilimi bulmasını rica eder. Bu, onun, anneannesi ölmeden önce ona verdiği bir sözdür ve sözü yerine getirmeyi hala istemektedir.

Soykırım sırasında ailesinin her iki tarafı da kendini Şam’da bulur ve son olarak Lübnan’a yerleşirler.

Yeni bir başlangıç olarak sanat
Lucie’nin bir arkadaşı, resimlerini San Francisco’daki bir sanat yarışmasına göndermesini tavsiye eder ve o da bu tavsiyeye uyar. Lucie, yarışmayı kazanır. İşte o zaman sanatın hobiden daha fazlası olabileceğini anlar ve zanaatını daha ciddiye almaya başlar. Resim yaptıkça yapar ve evinde birçok eser birikmeye başlar. Ancak tuvalin üzerindekiler dünyaya anlatmaya çalıştığı şeyler değildir. Tüm resimlerini çöpe atar. Abdalyan, her şeye yeniden başlayacaktır.

İlk başlarda Ermenistan’ın Lucie’nin hayatında çok yeri yoktur. Daha çok eğitim almaya, sanat kariyerini ilerletmeye ve küçük kızını büyütmeye odaklanmıştır. Bu durum, teyzesi Ruth Kupenyan onu Ermenistan’a davet edene kadar devam eder.

Ve âşık olur.

Köprücük kemiği üzerindeki Aramice dövmesi ve şık giyimiyle her yerde dikkatleri üzerine çekebilecek biridir. Ancak bu, özellikle de Erivan için geçerlidir.

Görünüşü kentte sıradan bir görüntü olmamasına rağmen burada kendini evinde hissediyor. Kendisiyle barışıktır ve böyle olduğu kolayca fark edilebilir.

Ermenistan’a rahatlamak, düşünmek ve yeniden enerji toplamak için gelir. New York’un canlılığı heyecan vericidir ancak aynı zamanda yorucudur. Erivan onun zihnini dinlendirdiği yerdir. Burada insanlarla bağ kurar, arkadaşlar edinir ve hali hazırda var olan arkadaşlık bağlarını güçlendirir. Bu yüzden de büyük aile yemeği davetlerini reddediyor. O, gelenek, gösteriş ve seremoninin hâkim olduğu büyük buluşmalardan ziyade etkileşimde bulunmak için toplanan küçük grupların samimiyetini tercih ediyor.

Ermenistan’ın da kendine özgü zorlukları vardır ancak burada ürettikleri, yaratıcı atmosferin bir simgesi. Burada, tercih ettiği resimlere ya kısıtlı erişimi var ya da hiç erişimi yok. Abdalyan buna yaratıcı bir çözüm bulmuştur: Makyaj ürünleri. Beraberinde getirdiği tırnak ojesi ve göz kalemini papirüs üzerine kız resimleri çizmek için kullanmaktadır.

Şimdiki zaman ve ötesi

Lucie ressam olarak başlamış olabilir ancak onun yaratıcılığının sınırları yok. Tek bir araç onun için yeterli değil. O, fotoğraflar çekiyor, kostümler tasarlıyor ve aktrislik yapıyor. Hatta ona göre en büyük başarısı “Caucho” filmindeki performansıyla Ermeni Ulusal Sinema Ödülleri’nde “En İyi Aktris” ödülüne layık görülmesidir. Ödülü aldığı için hem şaşırmıştır hem de minnet duymuştur: “Olacağını asla düşünmediğim bir şey başıma geldi” diyor Lucie.

Bu Ermeni kadın için Ermeni olmak tarihe değil, şimdiye ilişkin. Ermenistan’dayken, Ermeni arkadaşlarıyla bir aradayken ne hissettiğiyle ilgili. Tarih onu, yaşamını, görünüşünü ve ilgi alanlarını şekillendirmiştir ancak şimdiki zamanda yaşayan, şu an ile ilgilenen biridir.

Bu, geleceğe güvenen birinin yaşantısıdır.

Katlanılmaz olana kendini ezdirmeyen, dünyadaki kötüyü bilen ancak iyiliğin galebe çalacağını bilen biridir. Bu kişi, dayanılamaz bir trajediden kurtulanlara bakarak, “Onların mağdur değil, kahraman olduklarına inanıyorum” diyen Lucie Abdalyan’dır.


Görüşmeyi yapan: William Bayramyan

Çeviri: Tolga Er




Bu haber ga.....a kaynağından gelmektedir.
www.bolsohays.com un görüşünü yansıtmaz.

Anket Tüm Anketler

+