Anadolu adım adım Rum, Ermeni ve Yahudilerden nasıl `arındırıldı?` - Gündem
19 Eylül 2019 - Հակական տոմար - Տարի : 4512 / Ամիս : Հոռի / Օր : Անահիտ / Ժամ : Լուսակն

Gündem :

20 Mayıs 2019  

Anadolu adım adım Rum, Ermeni ve Yahudilerden nasıl `arındırıldı?`

Anadolu adım adım Rum, Ermeni ve Yahudilerden nasıl `arındırıldı?` Anadolu adım adım Rum, Ermeni ve Yahudilerden nasıl `arındırıldı?`
Konuşa Konuşa'da Gülten Sarı'nın konuğu, Gökçeada'da (İmroz) bir Rum vatandaşının öldürülmesi ile başlayan ve Ekrem İmamoğlu'nun 'Rum olduğu' iddiası üzerinden bir nefret söylemine dönüşen kampanya ile birlikte Anadolu'da Rum, Ermeni ve Yahudi azınlıkların adım adım nasıl 'yok edildiğini' anlatan ISTOS Yayınları editörü Foti Benlisoy.

Foti Benlisoy'un açıklamalarının satırbaşları şöyle:

"Rum dediğimiz toplumun esas itibariyle dini bir tabir olduğunu hatırlamak gerek. Rum Ortodoks Kilisesi'ne tabi olan bir ahaliyi ifade eder. Bu tabir 19. yy'de daha ulusal bir mahiyet kazandı.

Anadolu ve Balkan topraklarında yaşananlara benzer biçimde dinin ulusallaşması, dini kimlikler üzerinden ulusal kimliklerin inşası gibi bir sürecin parçası. Rum toplumu da Yunan dediğimiz ulusal bütünün bir parçası olarak değerlendirilmeye başlandı. Zor bir tabir çünkü kökeni ta Roma'ya kadar gidiyor.

Anadolu'da, Küçük Asya'da çok yaygın bir Rum nüfusu var. Mübadeleye kadar. Mübadele sonrasında Rum toplumunun ezici bir çoğunluğu Yunanistan'a göç etmek durumunda bırakıldı. 1912-22 tarihleri, Anadolu'daki Rumlar açısından kritik bir tarihsel dönemeçtir. Rakip milliyetçiliklerin birbiri ile çatıştığı kanlı bir 10 yıldan bahsediyoruz. Anadolu'nun çeşitli parçalarındaki Rumlar ulusal bütünlüğe tehdit olarak görülecekler. Karşılıklı bir çete savaşı var, kırım ve sürgünlerle sona eriyor.

Ege'deki Rum varlığı, Balkan Harbi sonrasındaki göç ettirmeler, 'Rum kaçırtması' politikaları başlayacak. Bu süreç Yunan ordusunun İzmir'e çıkması ve yenilmesi ile, Rumların, bizdeki tabiriyle 'denize dökülmesi' süreci ile son bulacak. Orta Anadolulu Rumlar esas itibariyle mübadelenin konusu. Bu mübadele ile Orta Anadolu'daki Rumlar göç ettirilecek.

Lozan sonrasında da, esas itibariyle İstanbuldur göç ettirilmenin adresi. Gökçeada (İmroz) ve Bozcaada (Tenedos) haricinde Türkiye Cumhuriyeti sınırları dahilinde Rum toplulukları kalmayacak. Bir parantez açayım. Antakya'da var ancak Hatay 1939'da Türkiye'ye dahil olduğu için mübadele konusu edilmeyecek.

Türk ulusal kimliği Rum ve Ermenilerle mücadele içinde kurulmuştur. Dolayısıyla bugün sayıları ne olursa olsun, Türk milliyetçiliği açısından ötekileştirme, Türkleştirme, dışlama, baskılama sözkonusu olduğunda o eski modele dönülür. Ulusal kimliğin kuruluş sürecindeki temel ötekiler olmaları hasebiyle, Türkiye Cumhuriyeti tarihi boyunca gayrimüslim topluluklar, Türkleştirme politikalarının nesnesi oldular, baskılara maruz kaldılar.

Cumhuriyetin ilk yılları özel yıllardır. Cumhuriyet yönetiminin ilk yılları, İstanbul'un Türkleştirilmesi, Rumların kamu hayatındaki görünürlüklerinin ortadan kaldırılması açısından kritik yıllardır.

Rum toplumu ve cemaatleri açısından Cumhuriyetin ilk dönemi korku yılları olmuştur.

Milliyetçi seferberlik politikalarının hedefi de olmuşlardır. 'Vatandaş Türkçe konuş', 'Türklüğe hakaret kampanyaları'nın hedefi oldular.

Türklüğe hakaret davaları, Ermeniler, Rumlar ve Yahudiler'e dönük bir sopaya dönüşmüştür. 6-7 Eylül, Varlık vergisi Rum toplumunun bütünlüğünü dağıtan olaylardan bazıları.

Sokakta dillerini, isimlerini kullanmaktan imtina ederler, çarşıda görünmez olmaya çalışırlar. Sürekli olarak Türkiye'ye bağlılıklarını ispat etmeye davet edilmişlerdir.

Daha iyi bir bugün ve iyi bir gelecek için geçmişle hesaplaşmamız gerekiyor.

(Ekrem İmamoğlu'nun Rum olduğu iddiasıyla ötekileştirilmesine dair) Tüm dünyada, milliyetçiliğin yükseldiği bir tarihsel momentte yaşıyoruz. İnsanların görünüşlerinin ırkçı siyasetin, seferberliğin malzemesi olduğunu görüyoruz. Avrupa'da birçok ülkede insanların ten rengi, görünüşü, dini inancı meselelerinin siyasallaştırıldığını ve ötekileştirildiğini ve siyaseten başarılı olduğunu görüyoruz.

Tarihsel momentum, saldırgan şovenist milliyetçiliğin yükselişte olduğu bir dönem, Türkiye'de de durum böyle.

Almanya'da Yahudiler Nazizmin yükseliş döneminde bile kalabalık değildi. Bu sayılarla alakalı bir mesele değil. Bu bir zihinsel tahayyül meselesi.

Türkiye'de 80-90 yıllık azınlık karşıtı milliyetçi seferberlikler azınlıkların sayısının çok olmasına ihtiyaç duymaz.

Türkiye'de bir sokak kavgasının taraflarından biri gayrimüslim ise, o ihtilafın bir nefret suçuna dönüşmesi için küçücük bir adıma ihtiyacı vardır. Hemen siyasallaşır ve nefret suçuna dönüşür.

Mağduru gayrimüslim olan bir saldırı sözkonusu olduğunda, aklımızın bir köşesinde şu olmalı: Bu toplumda gayrimüslimler sözkonusu olduğunda onların katlinin de dahil olmak üzere, malının, canının, ırzının kullanılıp atılacak bir şey olduğuna dair bir yaygın kanaat sözkonusu. Bunu unutmamak gerekiyor. İmroz'da da muhtemelen bir nefret cinayeti ile karşı karşıyayız."



Bu haber ah.....s kaynağından gelmektedir.
www.bolsohays.com un görüşünü yansıtmaz.

Anket Tüm Anketler

+