​Sen akrabalarını buldun, biz nasıl bulabiliriz - Gündem
22 Kasım 2019 - Հակական տոմար - Տարի : 4512 / Ամիս : Տրե / Օր : Կորդուիք / Ժամ : Ճառագայթեալ

Gündem :

01 Ağustos 2019  

​Sen akrabalarını buldun, biz nasıl bulabiliriz

​Sen akrabalarını buldun, biz nasıl bulabiliriz ​Sen akrabalarını buldun, biz nasıl bulabiliriz
Ailesinin bir tarafı Elazığ ve Yozgat, diğer tarafı Diyarbakırlı olan ve ABD’de yaşayan George Aghjayan, geçtiğimiz yıllarda DNA testiyle Türkiye’deki akrabalarına ulaşmıştı. Aghjayan yakın zamanda Türkiye’ye bir ziyaret gerçekleştirdi ve izlenimlerini Armenian Weekly sitesinde yayınladı. Yazarın izniyle bu yazının çevirisini sunuyoruz.

“Ermenistan’a gittiğim zaman bana diaspora gözüyle bakıyorlar, yurtdışına gittiğim zaman da Türk gözüyle bakıyorlar. Burada da Ermeni gözüyle bakıyorlar. Bu işi ben hiçbir zaman çözemedim.” (‘Sessizliğin Sesi: Türkiyeli Ermeniler Konuşuyor', Hrant Dink Vakfı Yay., 2011, s. 11)

Ermeni halkının hikâyesi, çok geniş bir coğrafyaya yayılmış Diasporamızın her köşesinde yaşanan gerçeklikler kadar büyük bir çeşitlilik barındırıyor. Ne yazık ki, çoğu zaman, kendimizinkinden farklı bir gerçeklik içinde doğup büyümüş olan kişilerin hikâyelerini anlamak için gereken sevecenlikten uzak bir tavır sergiliyoruz.
Söz konusu olan, basit bir Diaspora-Ermenistan karşıtlığı meselesi değil. Diaspora’da bile, soydaşlarımızın farklı zamanlar ve mekânlarda, içinde yaşadıkları koşulları anlamaya dönük bir çaba genellikle görülmüyordu. Girişteki alıntı, Türkiye Cumhuriyeti’nde büyümüş bir Ermeni’nin anlattıklarından. Bu sözler, Ermeni kimliğimizin geliştiği coğrafyadan uzaklaştığımızda sıklıkla karşılaştığımız, hassasiyetten yoksun tepkilerin tipik bir örneği.
Türkiye’ye, mensubu olduğum halkın topraklarına yaptığım son geziden döneli neredeyse bir ay oldu. Seyahatlerim boyunca zihnimde tek bir kelime dönüp durdu: Direnç. İnsanlarımızın, kader rüzgârının onları savurduğu her yerde gösterdiği dirence büyük bir hayranlık ve saygı duyuyorum.


Kuzenlerle buluşmak
Seyahatimin birincil amacı, DNA testleri sonucunda ailelerimiz arasında tekrar bağlantı kurulana kadar akrabalarımın da haberdar olmadığı, büyük ninemin kız kardeşinin torunu olan kuzenimle birlikte vakit geçirmekti.
Görmek istediğim birkaç yer, keşfetmek ve belgelemek istediğim Ermeni kültür mekânları olsa da, bu gezi benim için asıl olarak kuzenlerimle, kuzenlerimin kuzenleri ve arkadaşlarıyla, hepsi halen atalarımızın vatanında yaşayan Ermeniler olan bu insanlarla tanışmak için bir fırsat olacaktı. Yeni insanlarla tanıştıkça, zihnimdeki ‘direnç’ kavramı şekillenip pekişti, Ermeni Platosu’nun en güçlü simgelerinden olan taştan yapılmış bir temele dönüştü.
Aklıma Diyarbakırlı bir Ermeni geliyor. Bir arkadaş meclisinde, ondan şarkı söylemesini istemişlerdi. O, özünde Ermenilik olduğu besbelli olan yöresel türkülerini söylerken, diğerleri de ona eşlik etti. Bu kişiye duydukları sevgi, genel olarak Ermenilere yönelik bir sevgiye evrilmiş ve önceden ‘uyku halinde’ olan kendi Ermeni kökenlerine dair bir farkındalık yaratmış. Masanın etrafındakilerden birkaçı, ninesi ya da dedesinin Ermeni olduğunu söylemişti.
Söz konusu kişi hayatı boyunca bu şekilde, Ermeni olmaktan duyduğu gururu günlük hayatında hiç çekinmeden ifade eden birçoklarımız gibi, sayısız insanı etkilemiş olmalı. Bir farkla: Malum, Türkiye Diaspora değil ve ‘Ermeni’, burada pek öyle imrenilecek bir lakap değil.


Ölmüşlere ziyaret
Bu tür gezilerde insanın esnek olması gerekiyor ama benim, ne olursa olsun yapacağım bir kutsal ziyaret vardı. Kuzenimle birlikte, büyük ninemin kız kardeşi Vazkanuş’un mezarını ziyaret etmek zorundaydım.
Ailemde kimsenin tanımadığı, duymadığı Vazkanuş, Soykırım sırasında kaybolmuştu. Dört ay önce, ailemin memleketi Maden’le ilgili bir kitap okurken, nalbantlarla ilgili bölümde Vazkanuş’un adını görünce afalladım.
“Anne, oğlu Haçadur ve kız kardeşi Vazkanuş, birçok diğer insanla birlikte, Fırat Nehri’ne atılmış.” (‘Bakr Maden’, Yeznig Mardiros Berberian, New York, 1984)
Velhasıl, Vazkanuş’un mezarının bulunduğu Çüngüş’e doğru yola koyulduk. Diyarbakır ile Harput arasında, derin bir vadiyi tepeden gören bir noktada bulunan kasabaya girmeden önce, küçük bir köy olan Yeniköy’deki yeni okulda durup, 1915’te binlerce Ermeni’nin katledilmiş olduğu Düden (Du Deng) Obruğu’nu görebiliyorsunuz.
İnsana sıkıntı veren, berbat bir yer. Okulun bahçesi suç mahallinin yanıbaşında olduğundan, çocukların gürültüsüyle daha da kötü bir hal almış. Katledilenlerin çığlıklarının yankıları, bugün her şeyden bihaber, neşe içinde koşup oynayan çocukların seslerini bastırıyor. Biraz ötede, nedendir bilinmez, atıl vaziyette kazı araç gereçleri duruyor. Daha birkaç yıl önce bomboş olan arazide şimdi yer yer evler göze çarpıyor.[Düden] DüdenArabayla yola devam ederken, yedi yıl önceden bir hikâye hatırladım. Bazı bölge sakinleri bizim Ermenice bir kitabeyi okuyarak, ellerindeki bakır kapları yeniden altına dönüştürebileceğimiz ümidiyle bize ricada bulunmuştu. Kuzenime, hatırlayabildiğim kadarıyla, o olayın geçtiği yeri gösterdim. O arazinin eskiden ailesine ait olduğunu söyledi. Yıllar önce, toprağı ekip biçmek için göçmen işçi tutmuşlar. Birtakım sorunlar olmuş, nihayetinde araziyi onlara satmışlar.
Çüngüş’e varınca, yeni Belediye binasının ve ilçenin diğer resmî dairelerinin bulunduğu yerin yanındaki Müslüman mezarlığında durduk. Mezarlığa girdikten hemen sonra, sevgili dostumuz Recai Altay’ın mezarını görünce, içimdeki hüzün derinleşti. Ardından, İstanbul’da tanışmamızdan kısa bir süre sonra, daha 48 yaşındayken hayata veda eden kuzenim Ahmet’in mezarını gördüm.
Nihayet Vazkanuş’un, Müslümanlaştırıldığı zaman ‘Müslime’ adının yazılı olduğu mezar taşının başında diz çöktüğümüzde, “Aile bir araya geldi” diye düşündüm.


Hayattakilere ziyaret
Çüngüş’te, 2013 yılındaki o tarihî günde tanıştığımız, Recai’nin kayınvalidesi Asiya’yı da görmek istedim. Eve yaklaşırken, kuzenim, bitişikteki evde teyzesi ve eniştesinin yaşadığını söyledi. Altı yıl önce Asiya’yla tanıştığımızda, yan evde kendi akrabalarımın yaşadığına dair en ufak bir fikrim yoktu. Amerikalı Ermenilerden oluşan bu grubun neden her yıl bu sessiz komşularını ziyarete geldiğinin merakıyla, o ziyaretlerin bazılarında ortaya çıkarlardı. Fakat atalarının Ermeni olduğundan hiç söz etmemişlerdi.
Kuzenim, çömelip Asiya’nın ellerini tutarak onu selamladı. Asiya da ona, yumuşacık bir sesle “Mal mülk bir anda uçup gider. İnsanın elinde bir tek gönlünün zenginliği kalır. Öte tarafa giden yolda bize o kılavuzluk eder” dedi.


Kayıpların izinde
2015 yılında kuzenlerimin varlığından haberdar olduğumda, bana ilk yazan Recai olmuştu. “Sen akrabalarını buldun, biz nasıl bulabiliriz?” diyerek yardım rica ediyordu.
Asiya’nın resmî kâğıtlarında, anne tarafından dedesi Garabed ve ninesi Anna’nın Harputlu olduğu yazılıydı. Recai’ye, Asiya’nın Ermeni ailesi ve akrabalarının izini bulma sözü vermiştim; Recai’nin vefatının ardından, bu sözü yerine getirmek amacıyla 2017 yılında Çüngüş’e gittim ve o gezide Asiya’ya DNA testi yaptım.
İki yıl boyunca, hepsi köklerinin Harput bölgesinde olduğuna işaret eden, uzak eşleşmeler çıktı fakat aileyi net bir şekilde tespit etmeye elverecek ölçüde yakın bir eşleşme olmadı. Birkaç hafta önce Türkiye’den Amerika’ya döndüğümde, Asiya’nın büyükannesi ve dedesinin kimliğinin tespitini sağlayabilecek, yeni bir eşleşme olduğunu gördüm. Artık, ikisinden birinin Hoğe (bugünkü resmî adıyla Yurtbaşı) köyünden Aslanyan ailesine mensup olduğunu net olarak biliyoruz. Şimdi, araştırmanın çerçevesini daraltabilmemiz için, ailenin başka fertleri de DNA testi yaptırıyor.
Vazkanuş’un, kendisi gibi Soykırım zamanında ailesinden alınmış, Nazire adlı bir üvey kız kardeşi varmış. Ermenice adını bilmiyoruz ama 1930’lara kadar, New York’taki erkek kardeşleriyle mektuplaşmış. Palu bölgesindeki Havav köyünden Vosganyan ailesine mensupmuş. Bu gezide onun oğluyla tanıştım. Benden sadece, Amerika’daki akrabalarının nerede yaşadığını bulmamı rica etti; bir fotoğraflarını görmek, ne halde olduklarını öğrenmek istiyordu. Neyse ki bu ailenin bir üyesiyle temasım var. Bu yaşlı Ermeni’nin dileğini de yerine getirebileceğimizi umuyorum.
Bizlerin üzerinden sonraki neslimize geçen DNA hızla dağılıp yok oluyor; birkaç nesil içinde, akrabalar arasındaki ortak DNA, kayda değer olma niteliğini yitiriyor. Soykırım sırasında bizlerden ayrılmış olanların çocukları-torunlarıyla DNA testi aracılığıyla yeniden bağlantı kurabileceğimiz son yılları yaşıyoruz. Bu konudaki her türlü endişe ve zorluğa rağmen, henüz vakit varken elimizden geleni yapmayı, halkımıza borçluyuz. Bu insanlar bizim insanlarımız; birçoğu, Ermeni kimliğine bağlılığını sürdürüyor ve onları unutmadığımızı umuyor.

George Aghjayan Armenian Historical Archives [Ermeni Tarihi Arşivi] adlı kuruluşun direktörü ve Armenian Revolutionary Federation [Ermeni Devrimci Federasyonu] Amerika Birleşik Devletleri Doğu Bölgesi Merkez Komitesi’nin başkanıdır. 1988 yılında Worcester Politeknik Enstitüsü Aktüerya Matematiği Bölümü’nden lisans derecesi almış, sigorta ve yapısal finans alanlarındaki kariyerinin ardından 2014’te emekli olmuş ve Ermenilerle ilgili araştırmalar ve projelere yoğunlaşmıştır. National Assocaiton of Armenian Studies and Research [Ulusal Ermeni İncelemeleri ve Araştırmaları Birliği] Yönetim Kurulu üyesidir. Armenian Weekly dergisine ve Houshamadyan.org internet sitesine sık sık yazılarıyla katkıda bulunmakta, westernarmenia.weebly.com sitesinin küratörlüğünü yapmaktadır.


GEORGE AGHJAYAN


Bu haber Ag.....s kaynağından gelmektedir.
www.bolsohays.com un görüşünü yansıtmaz.

Anket Tüm Anketler

+