Başladığın iş yarım kalmayacak... Hakan Bakırcıoğlu`nun ardından - Gündem
14 Haziran 2024 - Հակական տոմար - Տարի : 4516 / Ամիս : Մարգաց / Օր : Վանատուր / Ժամ : Լուսակն

Gündem :

11 Nisan 2023  

Başladığın iş yarım kalmayacak... Hakan Bakırcıoğlu`nun ardından -

Başladığın iş yarım kalmayacak... Hakan Bakırcıoğlu`nun ardından Başladığın iş yarım kalmayacak... Hakan Bakırcıoğlu`nun ardından

Dink Ailesi avukatlarından, yol arkadaşımız Hakan Bakırcıoğlu'nu 2 Nisan Pazar günü kaybettik. Bakırcıoğlu 4 Nisan Salı günü Kumkapı Meryem Ana Kilisesi'nde düzenlenen cenaze töreninin ardından toprağa verildi. Dostları ve yol arkadaşları Fethiye Çetin, Bahri Belen, Çiğdem Mater, Emel Ataktürk Sevimli, Bülent Aydın ve Pakrat Estukyan, Hakan Bakırcıoğlu'nun ardından yazdılar..

Başladığın iş yarım kalmayacak/

Hazmedilmesi mümkün olmayan şeyler vardır, gelir oturur yüreğinize, ne yapsanız atamazsınız, unutamazsınız.

Zalimdir bazen haberler, derinden yaralar, çaresiz bırakır, kolun kanadın kırılır, yanına düşer duyunca.

Gece geldi mesaj, Hakan’ı kaybettik...

Ah!... diyorum, uzun süre yerimden kalkamıyorum. Bu boşluk nasıl doldurulur diyorum sonra.

Ardında çok büyük boşluk bırakarak gitti Hakan.

Zor zamanların insanıydı o. Atalarından devraldığı felaketleri, kendi acılarını, inanç ve umutla yoğurup yeni hayatlar kurabilen ender insanlardandı Hakan. Gençti, ölümün asla yakışmayacağı kadar genç, bir o kadar da olgun ve bilge.

Bir ömür bir davaya nasıl adanır diye soracak olursanız verilecek cevaptı o.

Bilgi bankamızdı Hakan, Hrant Dink davasının hafızasıydı, hafızamızı kaybettik.

Üzerine aldığı işi inanılmaz bir titizlikle ince ince ören, gecesini gündüzüne katarak çalışandı. ‘Takıldığımız yerde Hakan’a soralım’ cümlesini de alarak gitti hayatımızdan.

İlkeliydi, ortama göre şekil alanlardan değildi. Kendini ifade etmesini ve dinletmesini bilenlerdendi, onu tanıdığınızda güvenirdiniz, samimiydi.

Hakan’ın ardından yazmak çok zor ama hüznümü içime gömerek bir söz vermek isterim ki, başladığın iş yarım kalmayacak Sevgili Hakan, rahat uyu.

Hep yakınımda olacak/ BAHRİ BELEN

5 Nisan Avukatlar Günü’nde avukatlar ve adalet mücadelesi bir değil çok eksikti.

“Denizin yaladığı yumuşak kumun yanında
O’nun küçük ayak izi artık geri gelmiyor
Sadece keder ve sessizlik yolu geldi
Derin sulara kadar
Sadece sessiz acılardan oluşan bir yol geldi
Köpüğe kadar...
Tanrı bilir sana hangi ıstırabı eşlik etti
Sesin hangi acıları susturdu...
Alfonsina’yı yalnızlığa bırakıyorsun



...
Rüzgar ve tuzun eski bir sesi
Ruhunu kırıyor ve alıyor
Ve rüyalardaki gibi oraya gidiyorsun
Uyuyor Hakan deniz gibi giyinmiş
Beş küçük deniz kızı seni alacak
Yosun ve mercan yollarından...
....
O’na Alfosina’nın geri gelmeyeceğini söyle...”

Kilisedeki koroyu dinlerken kulağımda hep Mercedes Sosa’nın cenazesinde ve kilisede çalınmasına izin verilen ‘Alfonsina y el mar’ şarkısının sözleri vardı.

Sıcacık gülümseyen, karayağız derler ya, tam öyle bir delikanlı. Resimlerine bakıyorum da yalın ve dürüstlüğünü gizlemeyen kaşlar, gözler dudaklar.

Yalnızca Hrant Dink dosyasında değil, tüm dosyalarda bulmaca çözer dikkatiyle, Sherlock Holmes şüpheciliği ve titizliği ile derinlere dalar Hakan.

O’nu çok özleyeceğim ve eksikliğini hep hissedeceğim ve belki de bu nedenle hep yakınımda olacak.

Sevgi ve dostlukla Hakan.

Adaleti göremeden/ÇİĞDEM MATER

Sevgili yol arkadaşımız Hakan Bakırcıoğlu’nu kaybettik. Çok üzgünüm. Kendisini uğurlayamayacağım için çok üzgünüm. On küsur yıldır Hrant Dink Cinayeti Davası’nı takip edip, adaleti göremeden gittiği için çok üzgünüm.


Ailesinin, Agos’un, Dink ailesinin, memlekette adalet arayan herkesin, hepimizin başı sağ olsun. Asdvadz hokin lusavore.

Bakırköy Cezaevi

İyi ki yollarımız kesişti/EMEL ATAKTÜRK SEVİMLİ

Ah Hakancığım...

Şu acımasız toprakların karanlığını güzel gülüşüyle aydınlatan arkadaşım...

Hayatını hepimize güç veren derin bir vicdani önerme gibi yaşadın...

Bağırmadın, sahiciliğini bir an olsun kaybetmedin, inandığını söylemekten bir an olsun geri durmadın.

Büyük felaketlerin yükünü omuzlarında taşıdın ama hiç yüzümüze vurmadın. Hiç acılaşmadın, hiç yakınmadın...

Sonsuz nezaketinle hem kırılgan hem muazzam derecede güçlü olunabileceğini gösterdin.

Dokunduğun herkeste saygı uyandırdın. Bilgin ve muazzam mücadele azmin, adalet arayışında açılmaz sandığımız kapıları açtı.

Gerçek bir hakikat anlatıcısıydın. Eğilmedin, bükülmedin. Sözünü hiç esirgemedin.

Dostlarına seni sevmek kolaydı da, şu kısacık ömründe senin gibi düşünmeyenlerde bu kadar saygı uyandırmak... İşte o herkese nasip olmadı.

Ah Hakancığım! Her ölüm erken, her ölüm acı... Söylemeye dilim varmıyor ama seninki, çok ama çok acı... İyi ki seni tanıdım, iyi ki yollarımız kesişti... Keşke bu kadar erken gitmeseydin... Hrant'a ve bilcümle sevdiklerimize selam söyle...

Gözün arkada kalmasın Hakan.../BÜLENT AYDIN

Hakan’ın cenaze törenine topluca gitmek için Kurtuluş’ta buluşup servis otobüsüne bindik. Hava puslu, sanki birazdan yağmur yağacak. Taksim’den Tarlabaşı Caddesi’ne döndükten sonra Haliç’e doğru inerken, bu geniş caddeleri boydan boya geçip Hrant Dink’in ardından “Hepimiz Hrant’ız, hepimiz Ermeniyiz” sloganlarıyla bir vicdan denizi gibi yürüdüğümüz o gün geldi aklıma.

Geciken duruşma hakimini beklediğimiz bir gün Çağlayan Adliyesi’nin sigara içme terasında Hrant’ın uğurlanışını Hakan ile konuşmuştuk. Ne gerekiyorsa onu düzgünce söyleyen, fazlasına girmeyen bir tarzı vardı Hakan’ın, o sohbette biraz heyecanlanmıştı. Birkaç yıl sonra yine bu caddelerden geçip, bu kez Hakan’ın cenaze törenine gideceğimizi asla düşünemezdim.

Gencecik arkadaşımızdı Hakan Bakırcıoğlu. Önümüzdeki ay 50 yaşında olacaktı. Yol arkadaşımızdı. 19 Ocak 2007’den beri sürdürdüğümüz Hrant için adalet mücadelesine kendini adamış bir hukuk insanıydı. Adalet mücadelesinin sonucunu göremeden aramızdan ayrılan Hakan, o mahkeme salonlarında vicdanın ve adalet talebinin sesiydi.

Davanın özellikle Hrant Dink cinayetine karışan resmi kişilerin yargılandığı aşamasında, yüzlerce klasördeki evrak ve belgelere tamamen hakim olan bilgisiyle, karartılmak istenmeyen bağlantıları tek tek açığa çıkardı adalete ulaşmak için.

Hakan Bakırcıoğlu davanın Beşiktaş Mahkemesinde görülen ilk aşamasında da Dink ailesini temsil eden avukatlar arasındaydı. İkinci aşamada Çağlayan’daki büyük adliyede yapılan 131 duruşma boyunca o salonda en çok dinlediğim insandır sevgili Hakan. Sabırla ve sebatla, kör ve sağır bir duvara çentik açmak ister gibi adalet talebimizi dillendiren; her biri başka bir hukuk ayıbını faş eden tane tane sözleri bugün de kulağımdadır. Uzun duruşma günleri yargıç ara verdikçe adliye terasında bir kahve içimi sohbet ederken inadımızı nasıl tazelediğimiz hep aklımda.

Kilisedeki dini töreni yöneten rahip, Hakan’ın Hrant Dink cinayeti davasında gerçeğe ulaşılması için gösterdiği çabaya da değinen konuşmasını bitirirken “Kaybedilmiş bir yaşam değil Hakan Bakırcıoğlu’nunki, kazanılmış bir yaşam” dedi. Ne çok sevgi ve dostluk vardı Hakan’ın acısıyla yumak olmuş o büyük kalabalıkta.

Mezarlığa giderken üzerimize sanki gözyaşı gibi bir yağmur yağdı. Arkadaşımız Hakan Bakırcıoğlu’nu 16 yıldır davasını sürdürdüğü Hrant Dink’in anıt mezarının az ilerisinde toprağa verdik. Üzerini çiçeklerle örttük, acımızı bastırmak ister gibi.

Adıyaman Kahta’lıydı Hakan. Memleketini çok severdi. Emekli olunca oraya dönüp bir çiftlikte yaşamak isterdi. Annesi bilmiyormuş Hakan’ın bir yılı aşkın süredir tedavisi süren hastalığını. İki gündür yanına gelene sarılıp ağlıyor, Kürtçe ağıtlar söylüyor arada. Cenaze dönüşü yüzlerce kişinin katıldığı taziye yemeğinin verildiği kilise salonundan ayrılırken “Teyze ne iyi bir evlat yetiştirmişsin eline sağlık. Bak dört bir yandan ne çok insan koşup geldi bugün onu uğurlamaya” dedim. Gözlerinden bir ışık geçti birden “Öyledir elbet. Benim Hakan’ım, sizin arkadaşınız çok sağlam bir çocuktu” deyip yumruğunu sıktı.

Ermenice, Kürtçe, Türkçe ağıtlar, taziye ve sevgi sözleri birbirine karıştı gün boyunca. Ve de Anadolu’nun kadim kültüründen kalan bir iyilik.

Hakan Bakırcıoğlu’nun anısı insan hakkı, eşitlik ve adalet mücadelemizde yaşayacak. Her 19 Ocak’ta Agos’un önünde yine bizimle olacak.

Sevgili Hakan, seni o mahcup gülümsemen, pırıl pırıl gözlerin, kocaman yüreğin, sarsılmaz azmin ve kararlı duruşunla hep hatırlayacağız. Her duruşma sonu Çağlayan Adliyesi’nden ayrılırken, ardından seslendiğim gibi uğurluyorum seni sonsuzluğa, gözün sakın arkada kalmasın arkadaş: Biz bitti demeden bu dava bitmez!

Şimdi örselenen bizim ruhlarımız/ PAKRAT ESTUKYAN

Sevgili Hakan’la tanışmamız, benim açımdan Adıyaman Kahta Ermenileri ile tanışma anlamı taşıyor.

Yıllar önceydi, arkadaşım Sezar Avedikyan vasıtasıyla Hakan’la ve ailesiyle tanıştım. O günden itibaren bu tanışıklık kendi içinde derin bir samimiyet barındırdı. Yıllar içerisinde ailenin diğer fertleriyle de temas kurarak Kahta’da Bakırcıoğlu soyadının ne kadar geniş bir kitleyi ifade ettiğini öğrenmiş oldum.

Hakan, özellikle Hrant Dink cinayetinde kamu görevlilerinin yargılandığı süreçte dava vekili avukatların sözcüsü konumundaydı. Uzun yıllara yayılan bu zaman diliminde dava dosyası onun bütün mesaisini kapsayacak bir boyuta ulaşmıştı. Sonrasında hastalandığını duyduğumda kimileri için gerçekçi görünmese de bu hastalık ve iş yoğunluğu arasında bir bağlantı olabileceğini düşündüm. Kimbilir belki de böyle düşünceler için bazı örnekleri olduğundandır.

Cenaze töreninde Kahta’dan gelen akrabaları dışında İstanbul’daki Adıyaman diasporasından, hukuk fakültesi yıllarından sınıf arkadaşlarına, çok geniş bir katılım vardı. Onlardan bir kısmı belki de Hakan’ın Ermeni aidiyetini kilisedeki bu tören vesilesiyle öğrendiler.

Ben ise tören boyunca artık aile dostu olarak gördüğüm babası, annesi, EŞİ, ağabeyleri, kardeşleri ve ablasını takip etmekteydim. Onların ruh halini anlamaya çalışıyordum. Türkçe kadar Kürtçe konuşmaların da duyulduğu bu kitle içinde Ermenice’ye rastlamak adeta imkansızdı. Ne var ki Hakan’ın ve ailesinin kimlik inşasında belki de en önemli unsur Ermeni aidiyetiydi. Fakat Hakan, meselenin bu yönünü tümüyle gölgede bırakmayı başarmış, temas ettiği herkeste kibarlığıyla, inceliğiyle, zarafetiyle derin izler bırakmıştı.

An itibariyle Hakan’ın ruh dünyasını incitecek hiçbir şey kalmadı. Lakin, biz onun yokluğunda, ondan yoksun kalmamızın acısını her daim hissedeceğiz. Şimdi örselenen bizim ruhlarımızdır.





Bu haber agos kaynağından gelmektedir.

Haber metninde yer alan görüşler haber kaynağı (agos) ve yazarına ait olup,
bolsohays.com sitesi haber hakkında herhangi bir görüş üstlenmemektedir.

Opinions expressed are those of the author(s)-(agos). They do not purport to reflect the opinions or views of bolsohays.com
+