​Sansaryan’ın hanı yandı milletin canı - Gündem
25 Mayıs 2020 - Հակական տոմար - Տարի : 4512 / Ամիս : Մարերի / Օր : Ցրօն / Ժամ : Առաւօտ

Gündem :

28 Ocak 2020  

​Sansaryan’ın hanı yandı milletin canı

​Sansaryan’ın hanı yandı milletin canı ​Sansaryan’ın hanı yandı milletin canı
İhaleye çıkarılan Sirkeci’deki Sansaryan Han’ın enteresan ve “ibretlik” bir tarihi var; tıpkı Türkiye tarihine benzeyen...

Henüz çok renkli Osmanlı cemiyeti dağılmamış, Sultan Abdülhamid tahttan indirilmemiştir… Mıgırdiç Ağa Sansaryan (Bir rivayete göre “Sanasaryan”) adlı Erzurumlu Ermeni tüccar, Sirkeci’ye bir bina yaptırmaya karar verir. İhtişamlı, estetik ve Avrupai olacaktır… Ama o yıllarda hiç kimsenin aklına “dehşetli” sıfatı gelmemiştir!
Derken Sansaryan, Hovsep Aznavur adlı bir mimarla anlaşarak ismini taşıyan hanı 1897 yılında şimdiki adı Mimar Kemalettin olan caddede inşa ettirir, bina yıllarca ev sahipliği yapar tüccarlara. Gelirleri ise Erzurum’daki Ermeni mektebinin giderlerini karşılar yıllarca. Zira o devirde Batılı Protestan ve Katolik misyonerler kol gezmektedir Doğu’da. Eh Ermeniler, korumalıdırlar mezheplerini kendilerince!

KİME NİYET KİME KISMET
Ama 20. asrın başında Sansaryan Han, Ermeni Patrikliğine devredilir, İttihat Terakki de el koyar iktidarında! Sonra, şehri işgal eden İngilizler, binayı da işgal etmeyi ihmal etmezler! Üstelik “polis merkezi” olarak kullanmaya başlarlar Sansaryan Han’ı.

ALDIM, VERDİM…
Cumhuriyet devrinin başında da binanın mülkiyeti münakaşalıdır. Önce Ermeni Patrikhanesine kullanım hakkı verilir, sonra İdare-i Hususiye sahip çıkar hana. Tekrar mülkiyeti devlete geçen bina, “İstanbul Emniyeti Umumiye Müdürlüğü”, 1. Şube ve Asayiş Şubesi olarak hizmet verir yıllarca. Ama ne hizmet!

“SAĞI SOLU” BELLİ DEĞİLDİ
Elektrik marifetiyle yapılan işkencelerle anılan Sansaryan Han’a kimlerin yolu düşmez ki... Hem sağdan hem de soldan isimler buyur edilir mekâna. Alparslan Türkeş, Reha Oğuz Türkkan ve Nihal Atsız gibi milliyetçilerin yanı sıra Attila İlhan, Sabahattin Ali, Nâzım Hikmet ve Vedat Türkali gibi “sol kanattan” isimler de ağırlanır ‘Sansaryan’da. Odaları ince, çıkanların akıbeti malum olduğu için ‘tabutluk’ denir binaya…
Her gelip geçenin imkânı ve mecali yoktur yaşadıklarını kaleme almaya ama mesela Türkçü Reha Oğuz Türkkan “İnsanın gözlerini kör edecek öyle ampuller vardı ki bu tabutluklarda, insana işkencenin ötesinde bir bezginlik veriyordu. Sekiz ay kaldım Sansaryan Han’da. Tabutluğun dışındaki günlerimi, mezarlık denen ışıksız ve diz boyu lağımın olduğu hücrede geçirdim” diye anlatır orada çektiklerini.

“HER TÜRLÜ İŞKENCE VAR!”
Attilâ İlhan ise şöyle tasvir eder binayı: Sansaryan Han’da hemen her türlü işkence örneklerine rastlayabilirdiniz. 12 Mart sonrası uygulandı mı bilmiyorum, 40 yıllarında sanığı uyutmamak etkili bir işkence yöntemiydi. Konuşturulmak istenen kişi, genellikle arkalıksız bir iskemleye oturtulur, başına bir nöbetçi dikilirdi. Nöbetçi sık sık değişir, tutukluyu uyutmazdı. Önceleri oyun gibi başlayan bu işkencenin giderek ne kadar ağırlaştığını, nasıl insanın bütün direncini azalttığını, iliklerini boşalttığını her hâlde başından geçenler iyi bilir.
Tabii, meşhur kişilerin dışında, başka “ziyaretçileri” de olur hanın. Ne yazık ki misafirlikleri dördüncü kattan atlayarak son bulur bazılarının.

ALLAH AKIBETLERİNİ HAYREYLEYE
Gel zaman git zaman taşınır emniyet oradan, ardından Adalet Bakanlığına tahsis edilir Sansaryan; İstanbul Adliyesinin Hukuk Mahkemeleri binası olarak kullanılır. En son kimse kalmaz binada.
Malum sicili hiç temiz değildir ama bu defa çok kimse düşer hanın peşine.
Türkiye Ermenileri Patrikliği de Vakıflar Genel Müdürlüğünden mülkiyetini istemektedir hanın. Bir aralar AVM olacağı konuşulur, daha sonra otel olacağı iddia edilir. En sonunda bir şahıs mülkiyetini aldığını savunarak kiralar başkalarına… Ama mülkiyet tartışması çıkar, yâr olmaz yine kimseye…
Duydum ki Sansaryan’ın mülkü, şimdi yeni mağdurlarını, pardon sahiplerini arıyormuş ihaleyle…
Allah sahip olacakların akıbetlerini hayreyleye…

EDEBİYATA KATKILARI MÜHİM!
Sansaryan Han’ın başka “hizmetlerinden” çok söz ettik ama edebiyata olan katkıları da az değildir! Gelip geçen Nihal Atsız, Attilâ İlhan, Nâzım Hikmet ve Necip Fazıl gibi isimlerin eserlerine az veya çok ilham kaynağı olmuştur ama Demirtaş Ceyhun “Sansaryan Hanı” diye bir hikâye kitabı yazar, orada yaşadıklarını anlatır eserinde… “Yağmur Sıcağı” kitabında da sıcaklığından bahseder tıkış tıkış hanın… Reha Oğuz Türkkan’ın “Tabutluktan Gurbete” eseri de aynı minvaldendir. Rivayete göre Ruhi Su’nun “Bu nasıl İstanbul zindan içinde/ Kayboluverdi gecem gündüzüm/ Bu nasıl İstanbul zindan içinde” türküsündeki zindan da Sansaryan’dan başkası değildir!



Bu haber tur....esi kaynağından gelmektedir.
www.bolsohays.com un görüşünü yansıtmaz.
+