Antakyalı Ortodokslar kendini anlatıyor - Gündem
30 Kasım 2021 - Հակական տոմար - Տարի : 4514 / Ամիս : Տրե / Օր : Գիշերավար / Ժամ : Շանթակող

Gündem :

24 Ekim 2021  

Antakyalı Ortodokslar kendini anlatıyor -

Antakyalı Ortodokslar kendini anlatıyor Antakyalı Ortodokslar kendini anlatıyor

Nehna.org Antakyalı Ortodoksların tarihini, kültürünü araştırmak ve yaşatmak için kuruldu. 15 Ekim’de faaliyete geçen platformda Antakyalı Ortodoksların güncel toplumsal sorunlarının yanı sıra yemek kültürü, müziği, dini yaşantısı ve tarihi üzerine yazılar ve röportajlar yer alacak. Altı kişilik bir ekip tarafından kurulan platformun kurucularından Anna Maria Beylunioğlu ve Emre Can Dağlıoğlu ile Antakyalı Ortodoksları ve nehna.org’u konuştuk.

Öncelikle ‘Nehna’ ne demek?

Emre Can Dağlıoğlu (E.C.D.): ‘Nehna’ Antakya, Suriye ve Lübnan’da konuşulan Arapçanın Şam lehçesinde ‘biz’ demek. Bizim toplumumuza çok çeşitli isimler veriliyor biz de kendimizi çok farklı şekilde anıyoruz. Bu konuda uzlaşı yok. Antakyalı Ortodokslar, Antakyalı Rum Ortodokslar, Arap dilli Rum Ortodokslar veya çeşitli Arapça tabirler olan ‘Mesihi’, ‘Nasrani’ gibi isimler bizim toplumumuza atfediliyor. Biz bu isimleri aşarak herkesi kapsayan bir platform kurmak istedik. Bunun için de kendimize belirli bir çerçeve çizmeyen bir isim olarak ‘biz’ yani ‘nehna’ demeyi tercih ettik.

Anna Maria Beylunioğlu (A.M.B.): Derdimiz bizi anlatmak. O yüzden biz kelimesi de bize oturuyordu. Onun için bunu seçtik.

Platformun kuruluş fikri nasıl ortaya çıktı?

A.M.B.: Dünyada, Türkiye’de ve İstanbul’da “biz kimiz” tartışması yer yer gündeme geliyor. İstanbul’a gelen ve İstanbul Rumları ile karşılaşan Antakyalı Ortodokslar kendilerini kimlik kargaşası içinde buldukları için bu tartışma daha da anlamlı hale geliyor. Bu sorgulama sürecinde Rum Ortodoks, Arap Ortodoks gibi dışarıdan bize atfedilen tanımlar var. Bu, kendi aramızda da bir bölünmeye yol açıyor ve bir tanım üzerine anlaşamıyoruz. Kilisenin ismi Rum Ortodoks Kilisesi; bu tartışmaya açık değil. Antakya Patrikhanesi’ne bağlıyız. Antakyalı Rum Ortodoks demek daha doğru ama sosyolojik olarak baktığımızda özellikle Arapçanın da hâkim olduğu toplum olduğu için kendisini Arap Ortodoks hisseden de var. Bu tartışma çok önemli ama bir yandan da bu kimlik karmaşasında bizi biz yapan güçlü kimlik öğelerini arka plana atıyoruz. Bu sebeple bütün cepheleşmeleri aşarak kapsayıcı bir şekilde “biz kimiz”i anlatan, kültürümüzü, dilimizi, yeri geldiğinde dinimizi anlatan bir platform kurmak uzun zamandır aramızda konuştuğumuz bir konuydu. Ekibimizde yer alan Ferit Tekbaş iki yıl kadar önce bu konuda harekete geçmemiz konusunda ısrarcı olunca çalışmalara başladık.

Antakyalı Ortodokslar, Türkiye’de pek bilinen bir toplum değil. Bunun üzerine çıkmış yayınlar da az sayıda. Hatta internet üzerinde yazılmış makale de fazla yok. Bu bilinmezliğin sebebi nedir?

E.C.D.: Bizim kim olduğumuzu, ne olduğumuzu, nasıl yaşadığımızı; kültürümüzü tanıtma veya insanlara anlatma derdimizin olmamasının bir sebebi Antakya merkezli yaşamak. Birincisi Antakya, tarihsel olarak kozmopolit bir şehir olduğu için orada yaşamanın Türkiye’nin başka yerlerinde yaşamaktan daha kolay olduğunu biliyoruz. Bu anlamda gündelik hayatta ciddi sorunlar yaşayan bir cemaat değil. İkincisi, Antakya belirli bir şekilde merkezden uzak bir şehir. O anlamda da İstanbul’da olmamanın, İstanbul’da kilisesinin, kurumunun, kuruluşunun olmamasının görülmeme ve bilinmemeye etkisi var. Üçüncüsü, Antakya’nın Türkiye’ye 1939’da katılması ve bundan önce doğmuş olan çeşitli azınlık gruplarına dair sorunlarının yansımasının yaşanmamış olması Antakya Hıristiyanlarının sorunlar anlamında gündeme gelmemesine sebep olmuş olabilir. Bunları geçerek bir yandan da azınlıklar deyince, Hıristiyan deyince sadece İstanbul’a odaklanan bir bakış olduğunu da söyleyebiliriz. İstanbul dışındaki Hıristiyan kültürü, yaşamı, varlığı sadece oraları terk edenler, terk etmek zorunda kalanlar veya öldürülerek yok olanlardan kalanlar olarak anlatıldığı için görülmüyoruz. Bence tüm bu sebeplerin bir araya gelişi çok bilinmiyor oluşumuzun sebepleri.

A.M.B.: Kendimizi anlatmak derken eklemek isterim, homojen bir yapıdan bahsetmiyoruz. Türkiye’de yaşayan her azınlık toplumu gibi görüş ve yaşayış anlamında heterojen bir yapıya sahibiz. Dolayısıyla temsiliyet içine giren gruplar zaman zaman oluyor ve bu da cepheleşmeye yol açıyor. Bu tartışmalardan ve cepheleşmelerden sıyrılıp kendimizi daha bütüncül bir yaklaşımla anlatmaya vakit bulamamışız sanıyorum. ‘Nehna’ ile bu boşluğu doldurmayı hedefliyoruz.

Nehna’da içerik olarak neler olacak?

A.M.B.: Nehna’nın öncelikli amacı toplumun sahip olduğu güçlü kimlik öğelerine dair bir külliyat oluşturmak. Yazılar ve röportajlar üzerinden oluşturacağımız bu külliyatın içerisinde bölgede azalarak da olsa konuşulan dilimiz, dini bazı ritüellerimizle de kesişen ancak bunun da ötesine geçen yemek pratiklerimiz, geçmişten bugüne dinlediğimiz müzik giriyor. Geçmişten bugüne yaşantımızın bölgedeki mimaride bıraktığı izler de irdeleyeceğimiz konulardan. Bir de fotoğraf okumaları olacak; elimizde toplumumuzdan insanların verdiği geçmişe dair fotoğraflar var, bu fotoğraflara dair anlatılar bulabilecek okuyucular Nehna’da. Tabii bu bahsettiğim külliyatı oluştururken kaçınamayacağımız mesele biz kimiz sorusu. Arap mıyız? Rum muyuz? O nedenle kim olduğumuzu anlatma derdimiz var. Tabii Türkiye Cumhuriyeti ve bunun öncesine giden ve yine biz kimiz sorusuna cevap alacağımız tarihimize dair meseleler de yer alacak. 1939’da Antakya’nın Türkiye’ye katılımı belki de en önemlisi. Buna bağlı olarak neden Hatay değil de Antakya kelimesine vurgu yaptığımız da konuşulması gereken bir konu. Bir de genel azınlık sorunları içerisinde Antakya bölgesinin çok gündeme gelmeyen sorunları var. Örnek olarak, Varlık Vergisi Antakya’yı nasıl etkilediği. Antakya ve çevresindeki Hıristiyanları, Antakya’daki Ortodoksları nasıl etkiledi? Son olarak güncel sorunları da gündeme getirme niyetimiz olduğunu ve bu çerçevede vakıf başkanlarımız ve dini önderlerimizle yapacağımız röportajlara yer vereceğimizi söyleyebilirim.

E.C.D.: Bizim kültürümüz sadece Antakya’da ya da Türkiye’nin belirli şehirlerinde yaşamıyor. 19. yüzyılın sonundan itibaren dünyanın her yerine ciddi anlamda göç veren bir toplum olduğu için özellikle Avrupa’da hatırı sayılır büyüklükte bir cemaat yaşıyor. Onların da yaşamlarını ve kültürlerini Avrupa’da nasıl yaşattığını da anlatmayı amaçlıyoruz. Kurucularımızdan Ferit Tekbaş Almanya’da yaşıyor ve oradaki toplumu anlatacak yazılar ve röportajlarla siteye büyük katkı sağlayacak.

Antakya Ortodokslarının nüfusu nedir?

A.M.B.: Her azınlık toplumunda olduğu gibi bizim de sayı sorunumuz var. Antakya ve bölgesi için yedi bin kişiden söz ediliyor. Avrupa’dakilerle birlikte 20 bin kişiden bahsediliyor. Sayı meselesi aslında oldukça önemli çünkü bir yandan Arap mıyız Rum muyuz tartışması sürerken bugün İstanbul Rum toplumu içerisindeki varlığımız gittikçe artıyor, ancak bunu net sayılarla maalesef ifade edemiyoruz.

İnternet sayfanızda içerik olarak toplumun güncel sorunlarına da yer vereceğinizi söylediniz. Peki Antakya Ortodoks cemaatinin yaşadığı sorunlar neler?

E.C.D.: Türkiye’deki her azınlık toplumunun yaşadığı sorunların büyük bir kısmını Antakyalı Ortodokslar da yaşıyor. Öncelik olarak toplumun bir tüzel kişilik sorunu var. Kilise vakıflarının mülk edinememesi ve geçmişte mülklerine el konulmasından doğan haksızlığın giderilmesi dair sorunlar yaşanıyor. Kilise vakıflarının gelirlerinin düşük olduğu durumda devletten bir yardım alamamaları nedeniyle kendi din adamlarına ve çalışanlarına yeterli maddi desteği sağlayamama sorununu yaşıyor. İstanbul’da yaşayan azınlıklardan farklı olarak bir de anadil problemimiz var. Çünkü Lozan Barış Antlaşması’nda tanınmış olmasına rağmen -Lozan Antlaşması bizim için geçerli olup olmadığı Antakya antlaşmadan sonra katıldığı için tartışmalı bir konu- belirli bir bölgede yaşayan azınlıkların kendi okullarını, kendi dillerinde eğitim görebilecekleri okullar açma hakkını cemaat bir türlü kullanamıyor. Kullanamadığı için kendi anadilini kaybediyor. Arapçayı konuşamaz, devam ettiremez, bu kültürle yaşayamaz hale gelmesi gibi bir problem de cemaatin gündeminde yer alıyor.

Platformu kurarken nasıl tepkilerle karşılaştınız?

E.C.D.: Bu toplum tarafından çok istenen ama bir türlü yapılmayan bir şeydi. Kurucularımızdan Ferit Tekbaş’ın inisiyatifiyle biz bir ekip olarak bir araya geldik. Kuruluş sürecinden bölgeden insanlardan da hep olumlu geri dönüş aldık. Kendimizi anlamaya ve anlatmaya dönük büyük bir ihtiyacı karşılayacağımızı düşünüyoruz. Ayrıca, bir platform olarak toplumda süregelen tartışmaların içerisinde bir tavır almayacağız. Fakat bu tartışmaları daha fazla ertelemeden ve bunları konuşmaktan kaçınmadan yüksek temsiliyetle yapmamız gerektiğine inanıyoruz. Bu anlamda kapımız nefret söylemi içermeyen tüm görüşlere ve fikirlere açık.

A.M.B.: Bu tartışmayı gündeme getirmek, Araplık, Rumluk tartışmalarını söylemeyi zikretmek bazı insanları rahatsız ediyor ve içimizden bazı insanlar tarafından bölücülük olarak algılanabiliyor. Böyle bir platformun kurulması ile ilgili birlikte büyük bir heyecan var; bunu hissediyoruz ama Araplık, Rumluk meselesini dile getiririz diye çekinceler de mevcut. Bu çekincelerin farkında olarak biz de bunun üzerine gitmek istiyoruz çünkü bunun toplumun ana meselesi olduğunu ve buradan çıkacak herhangi bir sonucun bu toplumu bölmek yerine varlığını ortaya koymasına vesile olacağını düşünüyoruz.

Ekip kimlerden oluşuyor?
A.M.B.: Biz altı kişilik bir ekip olarak ortaya çıktık. Aramızda Ferit Tekbaş var; kendisi daha önce Oryental Hıristiyanların Merkez Konseyi‘nde (ZOCD) yönetim kurul üyesi olarak görev almış ve Köln'de Antakya Rum Ortodoks Hıristiyanlarının Kültürünü Geliştirme ve Koruma Merkez Konseyi'nde (kısa biçim = ZeROChA e. V.) yönetim kurulu üyesi olarak yer aldı ve aynı zamanda bu konseyin kurucularından. Emre Can Dağlıoğlu ve ben varım. İstanbul’da avukatlık yapan, İskenderun’dan Can Terbiyeli var; tarihimize dair konular ve göç meseleleri üzerine düşünmeyi seven bir arkadaşımız. Mişel Uyar var; Karagözyan Okulu’nda öğretmenlik yapmış şimdi İskenderun’a taşındı. O da aynı şekilde kültürümüz ve tarihimiz üzerine çalışmalar yapıyor. Bir de Ketrin Köprü var, Uluslararası Göç Örgütü’nde çalışıyor. Ekibimizin dışında yazar kadromuz daha geniş. Toplumdan bize kültürel, tarihi ve güncel sorunlarımıza dair yazılarla katkı sunmak isteyen herkese kapımız açık. Genişlemeye de başladık bile.

E.C.D.: Şunu da eklemek gerek. Kurucu ekip bu olsa da yazar kadromuz sadece Hıristiyanlardan oluşmuyor. Bizim toplumumuza dair yazı yazmak isteyen veya başka tür katkılar sunmak isteyen herkese kapımız açık.





Bu haber agos kaynağından gelmektedir.

Haber metninde yer alan görüşler haber kaynağı (agos) ve yazarına ait olup,
bolsohays.com sitesi haber hakkında herhangi bir görüş üstlenmemektedir.

Opinions expressed are those of the author(s)-(agos). They do not purport to reflect the opinions or views of bolsohays.com
+