Berge Arabian’ın kadrajından kitap sayfalarına: Bağaran ve Halıkışlak - Gündem
15 Ekim 2026 - Հակական տոմար - Տարի : 4519 / Ամիս : Սահմի / Օր : Արամազդ / Ժամ : Հրակաթն

Gündem :

15 Ekim 2026  

Berge Arabian’ın kadrajından kitap sayfalarına: Bağaran ve Halıkışlak -

Berge Arabian’ın kadrajından kitap sayfalarına: Bağaran ve Halıkışlak Bilirsiniz, “Tüm muhteşem hikâyeler iki şekilde başlar: Ya bir insan bir yolculuğa çıkar ya da şehre bir yabancı gelir.”

Bilirsiniz, “Tüm muhteşem hikâyeler iki şekilde başlar: Ya bir insan bir yolculuğa çıkar ya da şehre bir yabancı gelir.”

Bugün size bu ikisinin aynı anda gerçekleştiği nadir bir hikâyeden bahsedeceğim.

Takvimler 2015’i gösterirken yazar ve gazeteci Pınar Öğünç ile fotoğrafçı Berge Arabian yola çıktı. İstikamet, Kars’ın Digor ilçesine bağlı Halıkışlak köyüydü. Nehrin karşı kıyısında, Ermenistan’ın Armavir bölgesine bağlı Bağaran vardı. Yolculuğun bir yanında Türkiye’den bir gazeteci, diğer yanında ailesi Diyarbakır’dan Suriye’ye sürülmüş, Kamışlı’da büyümüş ve daha sonra Kanada’ya göç etmiş Ermeni bir fotoğrafçı… Beş gün boyunca karşılaştıkları insanlarla sohbet ettiler, birbirlerinin hikâyelerini dinlediler, kendi hikâyelerini anlattılar. O günleri Pınar Öğünç’ün kaleminden okuyabilirsiniz.

Benim bugün, on yıl önce çıkılan bu yolculuğu yeniden anlatma nedenimse başka. Arabian’ın Halıkışlak ve Bağaran’da çektiği fotoğraflar, A5 Belgesel Projeler dizisi kapsamında bir kitaba dönüştü. Bu vesileyle kendisiyle o yolculuğu, sınırın iki tarafındaki yaşamı ve fotoğrafların anlatabildiklerini konuştuk.

Arabian’ı zamanda kısa bir yolculuğa davet ediyorum kitabı vesilesiyle.

Bağaran’da geçirdiği son anlarda Zohrab ve Kohar’ın kayısı bahçesinde portrelerini çektiğini anlatıyor. Çiçeklerin etrafında vızıldayan bir arıyı işaret eden Zohrab’ın sözleri hâlâ hafızasında: “Şu arıya bakın. Türkiye tarafından geliyor, ağaçlarımızdan polen topluyor ve karşı tarafta bal yapmak için kullanıyor. Aynı zamanda toprağımıza tohumlar saçıyor. Her iki köyün toprağını da güzelleştiriyor. Bir düşünün, insanlık da bu arı gibi, iyi niyetin elçisi olsaydı nasıl olurdu? Bir gün, çiçeklerimiz ve bu arı sayesinde yaptıkları o güzel balın tadına bakabilmeyi diliyorum!”

Arabian, Zohrab’ın bu sözleri dile getirirken gösterdiği yalın ve içten samimiyetten çok etkilendiğini söylüyor. Bir nehir ve uluslararası bir sınırla ayrılan, birbirine bu kadar yakın iki köyü görmekse ona “Absürt Tiyatro”dan bir sahneyi hatırlatmış: “Birbirine çok yakın ama bir o kadar da uzak iki köy. Teorik olarak ve geçmişte olduğu gibi, nehri beş dakikada geçip karşı tarafı ziyaret edebilirsiniz. Ancak bugün bunu pratikte gerçekleştirmek için arabayla neredeyse 600 kilometre yol gitmeniz ve karşı tarafa ulaşmak üzere üç ülkeden geçmeniz gerekiyor. Burada ‘absürt’ kelimesi bile yaşananları tanımlamak için yetersiz kalıyor.”

Köylülerin ilk karşılaşmada şaşırmalarına rağmen ekmeklerini paylaşarak kendisini ağırlaması, Arabian’ın insanlara bakışını da anlatıyor. İnsanları milliyetleri üzerinden tanımlamadığını söyleyen Arabian, kökenlere ve kültürlere ilgi duyabileceğini ancak milliyetçiliği ya da kişinin geldiği yer nedeniyle kendisini başkalarından üstün görmesini hiçbir zaman anlayamadığını söylüyor. Nerede doğduğumuzun, cinsiyetimizin ve dünyaya geldiğimiz ailenin birer tesadüf olduğunu hatırlatan Arabian, “Bu tesadüften onur duyabilirsiniz ama başka insanlardan üstün olduğunuzu düşünmeye hakkınız yok” diyor.

Türkiye’den önce üç farklı ülkede büyümesinin bu bakış açısını şekillendirdiğini anlatan Arabian, sınırın iki tarafındaki ev sahiplerinin de benzer bir anlayışla hareket ettiğini düşünüyor: “Ben, bir Ermeni olarak Halıkışlak’ta ağırlandım; Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan Pınar ise Bağaran’da Ermenilerle ekmeğini paylaştı. Ne de olsa bir arada yaşamak bu kadar basit.”

Arabian, fotoğraflarında belirli bir duyguyu aktarmaktan çok, her iki taraftaki insanların iyiliğini ve gündelik yaşamını görünür kılmayı amaçlamış. İki köyde de insanların hayatlarını sürdürmek için mücadele ederken insanlık onurlarını korumaya çalıştığını vurguluyor. İstediği, sınırın iki tarafında hayatın kendi akışı içinde nasıl devam ettiğini göstermek. Bugün Halıkışlak ve Bağaran sakinleriyle yeniden karşılaşsa onlara söyleyecekleri de bu umudu taşıyor: “İnancınızı koruyun. Sabırlı olun. Sınırlar bazen kapanır ama sonunda yeniden açılır. Ne yazık ki anlaşmazlıklar yaşanır. Ancak asıl mesele şu ki barış ve karşılıklı saygı olmadan insanlık ilerleyemez.”

Farklı ülkelerde büyümek ve çeşitli kültürlerle karşılaşmak, Arabian’ın insanlara yaklaşımını şekillendirmiş. Kültürlerin hem kendi kültürüne benzeyen yanlarını hem de coğrafi farklılıklarını merak eden fotoğrafçı, bir annenin çocuğu için duyduğu acının dünyanın her yerinde aynı olduğuna inanıyor. Ona göre annelik sınırlarla, dinle ya da ırkla tanımlanamaz. Bağaran ve Halıkışlak’ta da Azeri ya da Ermeni olsun, insanları ortak biçimde şekillendiren evrensel koşulları görünür kılmayı amaçlamış.

Arabian, fotoğrafçılığın Türkiye ve Ermenistan gibi ortak ve karmaşık bir geçmişi paylaşan iki toplum arasında karşılıklı anlayışı geliştirebileceğini düşünüyor. Diğer kültürler hakkındaki bilgisizliğin korku, şüphe ve nefreti besleyebildiğini belirten fotoğrafçıya göre, insani duyarlılıkla çekilen fotoğraflar, farklı kimliklere ve tarihsel çatışmalara rağmen insanların ortak değerlerini görünür kılabilir. Böylece insanlar “tarihsel düşman” olarak gördüklerine daha açık fikirli yaklaşabilir, onları kendileriyle eşit insanlar olarak görebilir. Arabian, bunun karşılıklı saygıyı ve barış içinde bir arada yaşamayı destekleyeceğine inanıyor.

Bağaran ve Halıkışlak fotoğraflarını kitaplaştırma fikri, Arabian’ın arkadaşı, fotoğrafçı Kemal Cengizkan’dan gelmiş. Fotoğraf kitabı yayımlamanın yüksek maliyetlerine alternatif bir yol geliştiren Cengizkan, tasarımdan baskıya tüm süreci üstlenmiş; Arabian ise hikâyelerinden birini seçerek fotoğrafları göndermiş. İlk albümü için bu çalışmayı seçen Arabian, coğrafi sınırların yarattığı absürtlükleri ve ortak bir geçmişi paylaşan iki ülke arasındaki barış arzusunu ele aldığını söylüyor.

Arabian’ın mesajının merkezinde Türklerin ve Ermenilerin aynı toprakların çocukları olduğu düşüncesi var. İki toplumun din ve ırk farklılıklarından çok daha fazla ortak noktası olduğunu vurgulayan fotoğrafçı, insanların gündelik mücadelelerini, umutlarını, sevinçlerini ve korkularını paylaştığını hatırlatıyor. Ona göre uzlaşma ve barış içinde bir arada yaşamaktan başka seçenek yok.

A5 Belgesel Projeler dizisi, Berge Arabian’ın fotoğraflarının yanı sıra bugüne dek birçok fotoğrafçının çalışmalarını da yayımladı.

Projenin arkasındaki isim Kemal Cengizkan, belgesel fotoğraf projeleri üreten pek çok fotoğrafçı olmasına rağmen Türkiye’de bu çalışmaları yayımlayacak yeterli kanal bulunmadığını söylüyor. İnternette yayımlanan işlerin de bir süre sonra unutulabildiğini hatırlatan Cengizkan, bu nedenle belgesel fotoğraf projelerini kitaplaştırmaya karar vermiş. “Bir çalışmanın basılı olması çok önemli. Elden ele geçiyor, zamana direniyor” diyen Cengizkan, bu kitapların hem benzer işler üreten fotoğrafçılara örnek olmasını hem de okurları farklı konularda bilgilendirmesini istiyor. Fotoğrafın bir konuyu anlatırken daha aydınlatıcı ve akılda kalıcı olduğunu düşünen Cengizkan, yayınları şimdilik kendi imkânlarıyla sürdürüyor. Yakın zamanda bir yayın grubu oluşturarak albümlerin daha geniş kitlelere ulaşmasını hedefliyor.

Yayınevi, Murat Germen’in “Sonsuza Kadar Yan Yana” adlı çalışmasında Mersin’in çok kültürlü hafızasını, Banu Ertok’un “Koruçam Maronitleri” kitabında Kıbrıs Maronitleri’nin yaşamını, Kemal Cengizkan’ın “Nur Berberi” ve “Sulukule 2007” çalışmalarında İstanbul’un gündelik hayatını ve kentsel dönüşümün izlerini, Yusuf Aslan’ın “Yangın Sonrası Yine Yangın”ında yangın bölgesinde güvencesiz koşullarda çalışan işçileri, Özlem Günel’in “Pindasos’un Kayaları” çalışmasında doğa talanına karşı verilen mücadeleyi, Hüsamettin Bahçe’nin “Bağdat Palas Oteli” kitabında Diyarbakır’ın kent hafızasını, Serkan Çolak’ın “Şifalı Sular” çalışmasında Anadolu’nun termal kaynaklarını belgeleyen fotoğraf projelerini ve Dora Günel’in “Aşkın ve Gölgelerin Kadınları”nda aşk hikâyelerinden yola çıkarak coğrafyanın acılarla örülü tarihine, kimlik ve bellek hikâyelerine uzanan anlatıları yayımladı.




Bu haber agos kaynağından gelmektedir.

Haber metninde yer alan görüşler haber kaynağı (agos) ve yazarına ait olup,
bolsohays.com sitesi haber hakkında herhangi bir görüş üstlenmemektedir.

Opinions expressed are those of the author(s)-(agos). They do not purport to reflect the opinions or views of bolsohays.com
+