Bu kez edebiyatçılar seslendi: “Buradayız Ahparig!” - Gündem
05 Kasım 2026 - Հայկական տոմար - Տարի : 4519 / Ամիս : Սահմի / Օր : Վահագն / Ժամ : Հրակաթն

Gündem :

05 Kasım 2026  

Bu kez edebiyatçılar seslendi: “Buradayız Ahparig!” -

Bu kez edebiyatçılar seslendi: “Buradayız Ahparig!” Bu kez edebiyatçılar seslendi: “Buradayız Ahparig!”

Elimde bir kitap var. Birkaç gündür yolunu gözlediğim, kargosunu açmak için sabırsızlandığım bir kitap… Kitap paketlerini her zaman merakla açarım ama bu kez heyecanımın başka bir nedeni var. Edebiyat, geçmişte yaşananları geri alamaz; ancak sözcüklerle yeni bir hafıza kurabilir, unutulmaya karşı direnebilir, ortak acıları ve tanıklıkları gelecek kuşaklara taşıyabilir. Benim heyecanım da buradan geliyor. 20 yazar, gözbebeğimiz Agos’un kurucusu Hrant Dink’in hatırasından ve katledilişinin ardından hep birlikte tuttuğumuz yastan yola çıkarak yeni öyküler kaleme aldı.

Kitabı yayına hazırlayan, Hrant’ın arkadaşlarından, yazar Gaye Boralıoğlu.

Kitabın ortaya çıkışında, Hrant Dink’in hayatının edebiyatçılar için taşıdığı ilham ve onun sözünü farklı anlatılarla çoğaltma arzusu var. Hrant’ın Arkadaşları, Dink’in katledilişinin 20. yılı yaklaşırken bu döneme özel neler yapılabileceğini düşünürken Boralıoğlu da edebiyat alanında bir çalışma yürütmeyi önerdi. Hrant Dink ve cinayeti hakkında yıllar içinde yüzlerce yazı ve kitap yayımlanmıştı. Boralıoğlu ise Hrant Dink’in hayatının başlı başına bir ilham kaynağı olduğunu düşünerek bir öykü seçkisi hazırlamayı önerdi. Hrant’ın Arkadaşları, Dink Ailesi, Hrant Dink Vakfı ve davet ettiği edebiyatçılar bu fikri heyecanla karşıladı. Böylece Hrant Dink’in sözünü edebiyat aracılığıyla genişletmek üzere ortak bir çalışma başladı.

Boralıoğlu, bu yolculuğu bir “vicdan atlası” olarak tanımlıyor. Ona göre Hrant Dink cinayetini hatırlamak, yalnızca geçmişte yaşanan bir cinayeti anımsamak değil; yüzleşilmeyen hakikatlerin unutulmasına, aynı hataların ve cinayetlerin tekrarlanmasına karşı canlı bir hafızayı korumak anlamına geliyor. Hrant Dink’in fikirlerinin, yaşam biçiminin ve seçimlerinin bugün de bu memleketin insanına söyleyecek çok şeyi olduğunu vurgulayan Boralıoğlu, onu hatırlamanın birlikte yaşama imkânını çoğaltacağına inanıyor.

Bir okur olarak kitabın en heyecan verici yanlarından birinin, birbirinden farklı edebi dünyalara ve seslere sahip 20 yazarın bu kitap için yeni öyküler kaleme alması olduğunu söyleyebilirim. Karin Karakaşlı, Murathan Mungan, Rıdvan Hatun, Sema Kaygusuz, Sevim Çiçek, Ayfer Tunç, Irmak Zileli, Murat Gülsoy, Melisa Kesmez, Murat Uyurkulak, Selahattin Demirtaş, Behçet Çelik, Kerem Bakıcı, Polat Özlüoğlu, Kâmil Erdem, Fethiye Çetin, Şebnem İşigüzel, Figen Alkaç, Ayşegül Devecioğlu ve Eylem Ata’nın öyküleri, Hrant Dink’in hatırasını yaşatmanın ötesinde, onun sözünü, mücadelesini ve birlikte yaşama arzusunu yeni anlatılarla geleceğe taşıyor.

Öykülerde güvercinlerin sesi duyuluyor; Hrant’ın anması “Rantın Arması”na dönüşüyor, bir yazar Dersim’e giderek kökleriyle tanışıyor, duvarda asılı bir nalın geçmişine uzanılıyor… Kimi öyküde babanın İstanbul’u, kiminde yengenin geçmişi aranıyor. Bir başkasında ise “Hoşçakal diyecektim size” sözüyle yarım kalmış bir heves anlatılıyor. Her biri Hrant Dink’in hatırasından yola çıkan bu öyküler, farklı hayatlar ve hikâyeler üzerinden ortak bir hafızaya sesleniyor. Anmadan geçmeyeyim, Hrant’ın Arkadaşları’nın “Hrant’ın Hikâyesi” başlıklı yazısı da kitaba eşlik ediyor. Ayrıca İletişim Yayınları’ndan çıkan kitabın kapak illüstrasyonunu Kemal Gökhan Gürses hazırladı.

Hrant Dink’in katledilişinin 20. yılına geliyoruz. Bu kitabın fikri nasıl ortaya çıktı, süreç nasıldı?

Geçen yıl 19 Ocak anmaları sırasında önümüzdeki yılın önemli bir dönüm noktası olacağını ve her zamankinden daha farklı işler yapmamız gerektiğini konuşmuştuk. Hrant’ın arkadaşları olarak hepimiz neler yapılabileceğine dair öneriler geliştirmeye başladık. Doğal olarak ben de edebiyat alanında ne yapılabilir diye düşündüm. Bu yirmi yıl içinde Hrant hakkında yüzlerce hatta belki binlerce yazı yazıldı, birçok kitap yapıldı. Ama hemen tümü daha çok kuramsal metinlerdi. Bu noktada benim aklıma bu öykü seçkisi fikri düştü. Hrant’ın o kadar ilham verici bir hayatı var ki. Yetimhane yılları, orada Rakel’le tanışması, birlikte bir mücadelenin içine düşmeleri, Ermeni meselesine dolayısıyla öteki olana diğerkâm bakışı, adalet arayışı, gazeteci kimliğiyle hakikatin peşine düşmesi, Agos’u çıkarması, kayıpların peşine düşmesi, derken suçlanması, bir takım güç odakları tarafından linç edilmesi, nihayetinde bu güç odaklarının ortak organizasyonuyla katledilmesi… Ve tabii sonraki mahkeme süreçleri, hiç eksilmeyen, yeni kuşaklarla büyüyen takipçileri… Bütün bunların edebiyatçılara ilham vereceğini düşündüm ve bu konuya yakın duran günümüz edebiyatçılarından Hrant’tan aldıkları ilhamla yazacakları öykülerden oluşan bir seçki yapabileceğimizi, bunu severek organize edebileceğimi söyledim. Herkes, Hrant’ın ailesi, Hrant Dink Vakfı’ndaki arkadaşlar sonra da aradığım edebiyatçıların hepsi büyük bir heyecanla, hevesle karşıladılar bu fikri. Böylece Hrant’ın sözünü genişletmenin edebi yoluna koyulduk hep birlikte.

Hrant Dink’in öldürülmesi, tutulan yas bambaşka bir boyutta. Onu hiç tanımayanlar, zamanla tanımaya başladı, ortak bir hafıza oluştu ve günün sonunda bu yası hep beraber tutar oldu.  Sunuş yazınızda bu ortak hafızanın kişisel hikâyelere dönüştüğünü söylüyorsunuz.  Sizce Hrant Dink’in hikâyesinde insanları  buluşturan, bu kadar derinden etkileyen neydi?

Tabii az önce bahsettiğim gibi Hrant’ın sıra dışı hayatının, kararlarının, siyasi görüşünün, ahlak anlayışının, vicdanının etkisi vardır. Öte yandan Türkiye tarihinde belki Hrant’tan daha ünlü ya da Hrant kadar mücadeleci, önemli işler yapmış pek çok aydın cinayeti var. Ne yazık ki çoğu acı bir şekilde zamanın aşındırıcı gücü karşısında küllendi, soldu. Hrant Dink’in, cinayetin üzerinden 20 yıl geçmesine rağmen gündemden düşmemesinde birkaç neden var bence. Birincisi ve en önemlisi onun çok içten, kendini olduğu gibi, sakınmadan dile getiren, samimi bir insan olması. Tanısa da tanımasa da varlığından haberdar olan herkes onun arkadaşı sayıveriyordu kendisini. Böyle bir tılsımı vardı. Öte yandan bizler de Hrant’ın arkadaşları olarak yirmi yıldır ısrarımızı, inadımızı sürdürüyoruz. Belirli bir grup değiliz, her zaman insanlar değişiyor, bazen azalıyor, bazen çoğalıyoruz ama eninde sonunda Hrant’ı bu memleketin hafızasında canlı tutmaya sağlayacak yeter sayıya ulaşıyoruz. Bu iradenin de önemli olduğunu düşünüyorum.

Kitapta yirmi yazar, Hrant Dink’in anısına yeni öyküler kaleme aldı. Yazarlardan nasıl öyküler beklediniz? Tabii bir de aldığınız dönüşleri merak ediyorum.

Hrant Dink’i anlatmalarını istemedim. Bu zaten çok yapıldı. Ben şunu istedim: Sadece bir kıvılcım arayın, Hrant’ın hayatında kendi dünyanızı yeniden canlandıracak, hafızanızı yoklayacak, edebi kimliğinizi bir kez daha kurmanıza vesile olacak bir kıvılcım arayın. Konuştuğum edebiyatçıların hemen hemen tamamı büyük bir heyecan ve ilgiyle karşıladı bu fikri. Çeşitli teknik sebeplerle, zaman ya da sağlık sorunu olduğu için kabul edemeyen birkaç arkadaşımız oldu, ya da bazı arkadaşlarımız deneseler de kendilerini tam olarak tatmin edecek nihai sonuca ulaşamayıp üzülerek çekildiler ama büyük çoğunluk, hevesle ve aynı zamanda büyük bir tedirginlikle yazdılar. Hevesleri Hrant’a verdikleri kıymetten ileri geliyordu, tedirginlikleri ise böylesi önemli bir işin altından kalkıp kalkamayacakları konusundaki sorudan. Çok nitelikli, çok özel bir çalışma gerçekleştirdik. Herkes katılımcı bir ruhla ve işbirliği içinde çalıştı. Öykülerini yeniden yazan, o öyküyü bırakıp yepyeni bir öykü kaleme alan arkadaşlarım oldu. Pek çoğuyla yazma sürecinde fikir jimnastiği de yaptık, hemen herkes bu etkileşime açıktı ve içine sinen bir eser yaratmak istiyordu.  Dolayısıyla benim için de çok kıymetli, özel bir çalışma biçimi oldu. Katılan ya da katılamayan ama çaba gösteren tüm arkadaşlarıma minnettarım.

Edebiyat, adaletin yerini tutamaz; geçmişte yaşanan bir cinayeti de geri alamaz. Ama biliyoruz ki unutmaya karşı direnebilir, tanıklıkları çoğaltabilir ve ortak hafızayı canlı tutabilir. Bu kitapla nasıl bir hafıza bırakmak istediniz?

Evet, ben buna vicdan atlası diyorum. Edebiyatçılar, yazdıkları öykülerle bu büyük vicdan atlasının parçası oldular ve okurlarını da tam bu noktaya çağırdılar. Hrant Dink cinayeti herkesin gözünün önünde işlendi. Tıpkı Marquez’in “Kırmızı Pazartesi” romanında olduğu gibi herkes tanık oldu bu cinayete. Yangına körükle giden gazetelerden, suç duyurularını hasır altı eden emniyet görevlilerine, bir çocuktan katil yaratan vahşi sisteme kadar bu cinayette görevi olan failleri herkes biliyordu aslında. Ne var ki, Hrant’ın kimliğini bu cinayetle sınırlamak da doğru değil, fikirleri, yaşam biçimi, seçimleri şimdi de bu memleketin insanına pek çok şey söylüyor. Hâlâ ondan öğreneceğimiz çok şey var. Öykülerde de bu izleri görüyoruz. Hafızaya yerleşmeyen her olay, yüzleşilmeyen her hakikat unutulmaya mahkumdur. O zaman bir döngü başlar, hatalar yinelenir, failler gizlenir, cinayetler tekrarlar. Ancak canlı bir hafıza ve gerçek bir yüzleşme bize temiz bir geleceğin imkanını sunar. Hrant Dink’i hatırlamak aynı zamanda bu memlekette birlikte yaşamanın imkanını çoğaltmak demektir.

Siz de bir yazarsınız. Bir başkasının belirlediği tema üzerine yazmakla kendi içinizde doğan bir hikâyeyi yazmak arasında nasıl bir fark var?

Tabii ki çok farklı. Düşünme biçimi, yaratım süreci farklı. Ama bazen kendi istediğimiz öyküleri yazarken de bir temaya öncelik verdiğimiz, yani kendi kendimizi görevlendirdiğimiz olur. Benin de daha önce “Bir Dersim Hikâyesi” gibi, ya da “Kadınlar Arasında” gibi temanın önceden belirlendiği seçkiler için öyküler yazdığım oldu. Buradaki mesele o konuyu içselleştirmek, kendi dil dünyanız ile tema arasındaki bağı su gibi bir geçişle sağlayabilmek. Davet ettiğim arkadaşlarımın hepsinin bunu yapabileceğini düşünüyordum. Elbette ki bunu yapabilecek edebiyatçıların sayısı bu seçkiye katılan arkadaşlarla sınırlı değil, imkân olsaydı çok daha fazla ismi katmak isterdim. Ama sonuçta her kitabın bir hacmi var ve bu konuda İletişim Yayınları, Hrant’ın Arkadaşları, Hrant Dink Vakfı hepimiz ortak kararlar vererek, anlaşarak hareket ettik.

Bu kitabı eline alan genç bir okurun Hrant Dink’i hiç tanımadığını düşünelim. Kitabı bitirdiğinde onun hakkında ne hissetmesini, neyi merak etmesini ya da hangi soruyu sormasını isterdiniz?

Bir yolculuğa çıkacaktır muhtemelen, okuduğu öykünün yazarıyla Hrant Dink’in dünyasının arasından geçerek kendi ruhsal evreninin patikalarına doğru uzanan bir yolculuk. Genişlediğini, açıldığını en önemlisi de yalnız olmadığını hissedecektir. Tabii sadece anlamdan ibaret bir deneyim değil bu, öykülerin her biri usta kalemlerin elinden çıktı, edebi niteliği de çok yüksek, dolayısıyla okur iyi bir edebiyat yapıtıyla hemhal olmanın hazzını da yaşayacaktır. Taze bir zihinde Hrant Dink ile ilgili, onun üzerinden temas edilebilecek, adalet, özgürlük, diğerkâmlık, bir aradalık gibi kavramlarla ilgili yankılar uyandırabilirsek yaptığımız işin kıymetine daha çok ikna olacağız.

Kitabın hazırlık süreci tamamlandığında sizde nasıl bir duygu kaldı? Bir editör ve yazar olarak bu kitapla birlikte Hrant Dink’e söyleyebildiğinizi düşündüğünüz bir şey var mı?

Kitap bittiğinde benim de içimde var olan tedirginlik dağılmış yerini tatlı bir yorgunluk ve insana pek nadir gelen bir iç huzuruna bırakmıştı. Bu kitabın gelip geçici bir edebi oyun değil, yıllara yayılacak belki de tarihe mal olacak uzun soluklu bir eser olduğunu düşünüyorum. Aynı zamanda kendi türünde benzeri olmadığını sanıyorum. Elbette ki belirli temalar etrafında birçok öykü seçkisi hazırlandı ama bir kişiyi odağına alan ve onun dünyasından hareket ederek yeni evrenlere açılan bir seçki bildiğim kadarıyla yok.

Kitabı hazırlarken hem öykülerin yazılış sürecinde hem sonraki edit aşamasında hatasız, sorunsuz bir iş yapmaya çalıştım. Öyküleri sıralarken de belli bir mantık göz ettim ve baştan sonra sıralı okuyacak okura bir akış zinciri kurmaya uğraştım. İletişim Yayınları’ndaki editör arkadaşlar da gayet özenli ve dikkatliydi. Kemal Gökhan Gürses de kapağa çizdiği illüstrasyonla işi taçlandırdı. Böylece hep birlikte Hrant’a bir kez daha şöyle seslenebildik: “Buradayız Ahparig!”




Bu haber agos kaynağından gelmektedir.

Haber metninde yer alan görüşler haber kaynağı (agos) ve yazarına ait olup,
bolsohays.com sitesi haber hakkında herhangi bir görüş üstlenmemektedir.

Opinions expressed are those of the author(s)-(agos). They do not purport to reflect the opinions or views of bolsohays.com
+