Ermenistan’ın 7 Haziran sınavı -
Ermenistan’ın 7 Haziran sınavı
Ermenistan, “ya hep ya hiç” ülkesi olmaktan çıkıp “hem o hem bu” ülkesi olmaya çalışıyor. Güvenliğini tek bir aktöre bağlamamak, kapalı sınırlar ülkesinden bir transit ve geçiş ülkesine geçmek, Sovyet sonrası reflekslerden daha kurumsal bir devlet aklına ulaşmak ve üçünü aynı anda yapmak istiyor.
Ermenistan 7 Haziran 2026 parlamento seçimine yaklaşırken, görünürde gündem bir oy yarışı gibi görünüyor. Ama asıl detay oy oranlarında değil; ülkenin son üç ayda aynı anda dört cephede vermeye çalıştığı bir denge sınavında. Soru artık “Rusya mı, Avrupa mı?”dan çok daha zor: Seçimi kazanacak olanın ülkenin güvenliğini, ekonomisini ve egemenliğini aynı anda nasıl koruyacağı.
Önceki haftalarda kamuoyuna yansıyan anket sonuçlarını detaylıca analiz etmiş ve sonuçları çeşitli açılardan değerlendirmiştim. Yazıyı hazırladığım sırada elimizdeki son verilere göre (en azından şimdilik) en az şaşırtıcı konu, anket sonuçları gibi duruyor. IRI’nin Şubat ve Mayıs 2026 anketleri ile ArmES’in üç dalgalık ölçümü aynı yöne işaret ediyor. Buna göre Sivil Sözleşme Partisi’nin oy oranı sekiz puanlık artışla yüzde 32’ye çıkmış; ülkenin doğru yönde gittiğini düşünenler yüzde 47’den yüzde 61’e, başbakanlık memnuniyeti yüzde 46’dan yüzde 62’ye sıçramış durumda. Kademeli, sistemik ve artık iki bağımsız kaynakça doğrulanan bir kayma söz konusu. Bununla birlikte iki büyük soru halen ortada duruyor; kararsızı azalsa da suskunluğu artan toplam yüzde 44’lük “sessiz kitle” ve seçmeni neredeyse tam ortadan bölen TRIPP projesi.
Anketler iktidar lehine yapısal bir zemin gösteriyor; ama o zeminin üstünde sallanan bir Damokles’in Kılıcı da yok değil. Peki seçmen neden bu çok cepheli baskıya rağmen iktidara yöneliyor? Yanıt, tam da bu baskıların seçmenin risk algısını nasıl şekillendirdiğinde saklı olabilir. Dört cepheye sırayla bakalım.
Rusya ile ilişkiler
Birincisi, en çok konuşulan ve belki en önemlisi, Rusya’yla ilişkiler. Mayıs ayının başında veri toplama işlemi tamamlanan anket verilerine göre Rusya’yı en önemli ortak görenler yüzde 43’ten yüzde 35’e inerken, tehdit olarak görenler yüzde 29’dan yüzde 32’ye çıkmış; yalnızca Rusya yanlısı çizgi yüzde 33’ten yüzde 27’ye erimiş gözüküyordu.
29 Mayıs’ta ise Astana’da toplanan Avrasya Ekonomik Birliği(AEB) üyeleri (Rusya, Belarus, Kazakistan, Kırgızistan) Ermenistan’dan AB mi yoksa AEB mi tercihine dair “en kısa sürede” bir referandum istedi. Paşinyan seçim ve kampanya dönemini bahane göstererek zirveye zaten gitmemişti. Daha sonra Moskova meyve-sebze-balık gibi çeşitli ihracat kalemlerine kısıtlama getirdi ve büyükelçisini Erivan’dan geri çağırdı. Putin dahil çeşitli üst düzey kurmaylar “Ukrayna senaryosu” benzetmesini yaptılar. Bu tablo, seçim kampanyasında pro-Rus muhalefetin elini güçlendirir gibi görünse de Güçlü Ermenistan'ın oy oranındaki kademeli düşüş (yüzde 9’dan yüzde 6’ya), seçmenin Rusya kartına beklenen tepkiyi vermediğini gösteriyor. Moskova'nın baskısı, korku üretmek yerine millî refleksleri tetikliyor olabilir.
AEB’den çıkmanın maliyeti
Zorlanan bu AB-AEB dengesi Ermenistan açısından maliyetli olacak. AEB Ermenistan’a Rus pazarına erişim, ucuz enerji ve serbest işgücü dolaşımı sağlıyor. Rusya’da çalışan yüz binlerce Ermeni vatandaşının anayurttaki ailelerine gönderdikleri havaleler önemli bir gelir kaynağı. Tarım ihracatının önemli bir kısmı Rusya’ya bağlı durumda. AEB’den çıkmak demek; çalışma izni zorunluluğu, para transferi riski ve ihracatın muhtemelen yıllar sürecek bir AB yönlendirmesiyle karşılanması demek. Putin konuyu evliliğe benzeterek “boşanmak istiyorsanız bunu açıkça söyleyin ve bu kararın halk tarafından da kabul edildiğini gösterin” anlamına gelen mesajlar gönderdi. Paşinyan ve hükümetin neredeyse bütün üst düzey görevlileri Rusya’dan gelen bu yorumları olabildiğince yumuşak karşılıyor ve evlilik/ilişki benzetmesini reddediyor. Rusya ile “çok iyi ilişkileri olduğunu iddia ederek konuyla ilgili her detayı Rus mevkidaşları ile açık ve dürüstlükle paylaştıklarını”, sorunların “teknik” olduğunu söylemekle yetiniyorlar.
Putin’in evlilik benzetmesi aslında çok da yanlış değil ama eksik. Bu daha çok artık toksikleşmiş bir evlilik/ilişki ve taraflardan birisi diğerini sürekli olarak psikolojik bir şiddete maruz bırakıyor. Elindeki seçenekler sebebiyle daha zayıf olan taraf her ne kadar boşanmak istese de ekonomik özgürlüğü olmaması yüzünden henüz bu boşanmaya hazır değil. AB tam da bu noktada bir nevi sığınma evi işlevi görür ve şiddet gören tarafa yardımcı olabilirse bu ayrılık hiç beklenmedik kadar hızlı bir şekilde gerçekleşebilir.
Batı ile ilişkiler
İkincisi, Batı (AB ve ABD) ile ilişkiler. Mayıs 2026’da Erivan hem 8. Avrupa Siyasi Topluluğu Zirvesi’ne hem de tarihteki ilk AB-Ermenistan zirvesine ev sahipliği yaptı. AB güvenlik-savunma iş birliğini derinleştirme taahhüdü verdi, Avrupa Barış Aracı fonları kapsamında 30 milyon euro destek verdiğini açıkladı. Ermenistan İngiltere, Fransa, Hırvatistan ve Bulgaristan ile stratejik ortaklık anlaşmaları imzaladı. ABD tarafında ise Trump’ın Paşinyan’a açık destek olarak yorumlanan açıklamaları geldi. Bu yönelimin sonuçları anketlerde de gözüküyor. AB üyeliğine destek yüzde 75’e ulaşmış; “en önemli ortak” sıralamasında Fransa yüzde 27’den yüzde 39’a fırlayarak listenin başına geçmiş, ABD ise yüzde 42’den yüzde 27’ye düşmüş durumda. ABD’den AB’ye kayan oran, muhtemelen tam da anketin yapıldığı sırada yukarıda bahsettiğimiz gerçekleştirilen zirvelerden(4-5 Mayıs tarihlerinde) kaynaklanıyor olabilir.
Sınır başka bir ülkenin takvimine kilitli
Üçüncüsü, Türkiye ile ilişkiler. Bu cephedeki ilişkinin hızı iki katmanlı gibi gözüküyor. Devlet diplomasisinde temkinli adımlar atılıyor. Türk Hava Yolları Mart’tan beri İstanbul-Erivan tarifeli uçuşlarını sürdürüyor; 13 Mayıs’ta Türkiye üçüncü ülkeler üzerinden mal akışı için kolaylaştırılmış gümrük kurallarını onayladı; Avrupa Siyasi Topluluğu zirvesi sırasında tarihî Ani köprüsünün onarımına dair mutabakat imzalandı. Kars Ticaret Odası “sınır açılsın” mesajları verip sonrasında Türkiye-Ermenistan İş Dünyası toplantısı gerçekleştirildi. Yani halk diplomasisi devlet diplomasisinin önünde koşuyor. Ama sınır kapısı hâlâ kapalı. Azerbaycan’ın Ankara büyükelçisi sınırın hangi şartla açılabileceğini söyledi (ki buna bazı Türk eski büyükelçileri tepki gösterdiler). Azerbaycan, Ermenistan’ın anayasasında Karabağ’a atıf sayılan 1990 Bağımsızlık Bildirgesi referanslarının kaldırılmasını ve bunun bir referandumla gerçekleştirilmesini talep ediyor. Yani Türk sınır kapısı, başka bir başkentteki başka bir takvime kilitli. Üstelik kilidin anahtarı da şimdilik kayıp gözüküyor.
TRIPP’e destek var ama...
Dördüncü ve en çetrefilli olan ise Azerbaycan’la kalıcı barış anlaşmanın imzalanması. 8 Ağustos 2025’te Washington’da hazırlanan metin parafe edildi ancak henüz nihai imza atılmadı. Yukarıda belirttiğimiz anayasa şartı ve Azerbaycan’dan Nahçıvan’a uzanan güzergâhın nasıl işletileceği konusu imzaların önündeki en önemli engeller olarak duruyor. Erivan güzergâh konusunun kendi egemenlik kontrolünü esas alan “Barış Kavşağı” çerçevesiyle ve ABD’nin bu paketi TRIPP markasıyla pazarlamasıyla sorunun aşıldığını düşünüyor. Ancak son anket verilerine bu konuda toplum neredeyse tam olarak ortadan ikiye bölmüş durumda. TRIPP projesine destek yüzde 44, karşıtlık yüzde 41 olarak gözüküyor. Yani barış metni hazır; ama imzayı atan elin ardına bakacak demokratik uzlaşı henüz yok.
Bütün bu cepheleri yan yana koyduğumuzda ortaya çıkan tablo şu: Ermenistan, “ya hep ya hiç” ülkesi olmaktan çıkıp “hem o hem bu” ülkesi olmaya çalışıyor. Güvenliğini tek bir aktöre bağlamamak, kapalı sınırlar ülkesinden bir transit ve geçiş ülkesine geçmek, Sovyet sonrası reflekslerden daha kurumsal bir devlet aklına ulaşmak ve üçünü aynı anda yapmak istiyor. Başarırsa coğrafya fırsat; başaramazsa baskı üretecek ince bir ip üzerinde yürümeyi gerektiren bir denge gerekiyor.
7 Haziran sandığında verilecek oy, işte tam bu vizyonun oyu. Anketler Paşinyan’ın yapısal avantajını gösteriyor ama bu avantaj coşkulu bir destekten çok, muhalefetin daha büyük bir risk olarak görülmesinden besleniyor. Daha önce belirttiğimiz gibi “Kim daha iyi yönetir?” sorusunun yerini giderek “hangi risk daha taşınabilir?” sorusu alıyor. Asıl sonucu, bu neredeyse imkânsız dörtgeni dengelemeye razı olan sessiz çoğunluğun sandığa ne kadar gittiği belirleyecek.
Bu haber agos kaynağından gelmektedir.
Haber metninde yer alan görüşler haber kaynağı (agos) ve yazarına ait olup,
bolsohays.com sitesi haber hakkında herhangi bir görüş üstlenmemektedir.
Opinions expressed are those of the author(s)-(agos). They do not purport to reflect the opinions or views of bolsohays.com