Hapishane-i Umumi’de bir Ermeni kadın: Vartuhi Kalantar - Gündem
05 Haziran 2026 - Հակական տոմար - Տարի : 4518 / Ամիս : Մարերի / Օր : Ահրանք / Ժամ : Հոթապեալ

Gündem :

04 Haziran 2026  

Hapishane-i Umumi’de bir Ermeni kadın: Vartuhi Kalantar -

Hapishane-i Umumi’de bir Ermeni kadın: Vartuhi Kalantar Hapishane-i Umumi’de bir Ermeni kadın: Vartuhi Kalantar

Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği, artan kadın mahpus nüfusuna karşı yarına dönük koruyucu politikalar geliştirmek amacıyla, geçmişe ışık tutan bir webinar düzenledi. Geç Osmanlı dönemindeki kadın koğuşları, 1915’in ilk siyasi kadın mahpusu Vartuhi Kalantar’ın deneyimleri, ceza infaz tarihindeki tecavüz ve ücretsiz çalıştırma gibi istismar vakalarının ayrıntıları ele alındı. Webinarda, “Osmanlı’da, kadın mahkumiyetinin anne olduğunuzda son derece avantajlı ancak bunun dışında kalan kadınları da son derece istismara açık hâle getiren bir sistem olabileceği” değerlendirmesi öne çıktı.

Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği (CİSST), “Geç Osmanlı Döneminde Kadın Hapishaneleri ve Kadınların Mahpusluk Deneyimleri” başlıklı bir webinar düzenledi. Moderatörlüğünü CİSST Hapiste Kadın Tematik Alan Temsilcisi Özge Akyüz’ün yaptığı online seminerin konuşmacıları arasında Dr. Gizem Sivri ve Prof. Dr. Lerna Ekmekçioğlu yer aldı. Yaklaşık 50 kişinin katıldığı oturumda, geç Osmanlı döneminde bir kadın için hapishanenin ne anlama geldiği, günlük yaşam, ihtiyaçlar, dayanışma ve Hapishane-i Umumi’nin kadın koğuşuna Vartuhi Kalantar’ın gözünden bakıldı.

Özge Akyüz, “Kadın mahpus nüfusunda artış oldukça hızlı ilerliyor. Böyle bir denklemde, bugün bu alanda çalışma yürüten savunucular olarak retrospektif bir bakış açısıyla dünü ve bugünü birlikte ele alıp yarına giderken neler yapacağımızı konuşmak açısından bu etkinliği çok önemsiyoruz” dedi.

‘Hapishane reformu’ kavramı
Geç Osmanlı döneminde kadın mahpus olmak ve hapsedilme üzerine sunum yapan Dr. Gizem Sivri, “19. yüzyıl sadece Osmanlı İmparatorluğu için değil, bütün imparatorluklar için bedensel cezadan, hapsederek ve rehabilite ederek cezalandırmaya geçiş sürecinin en önemli zamanlarından biri. 1847’den itibaren küresel anlamda disipline etme ve suçluyu tekrar yaşama kazandırma amacı güden bir cezalandırma anlayışı söz konusu. Tüm imparatorluklar bu süreçte, kendi cezalandırma sistemlerinde bir reform yapmaya çalışıyor ve ‘hapishane reformu’ denilen kavram ortaya çıkıyor. 1830’da Gülhane Hattı Hümayunu yani Tanzimat Fermanı ilân ediliyor ve Osmanlı’da reform, modernleşme süreci başlıyor. İlk kez bu süreçte kadın hapishanelerinin eksikliğinden bahsediliyor. O dönemde suç, genel olarak erkeğe isnat edilen bir kavram. Kadın suçluluğunu sapkın ve kişiliksizleştirme olarak değerlendiriyorlar. Kadınların sosyal veya çalışma alanındaki varlıkları az olduğu için suçluluk oranları da erkeklerinkinden daha az. İlk kez 1871’de İstanbul'da açılan Sultan Ahmet Hapishanesi’nde kadın mahkumlara ait koğuşların bulunduğunu biliyoruz” şeklinde konuştu.

Hapishanelerdeki istismar vakaları
Sivri, konuşmasını şu ifadelerle sürdürdü: “Osmanlı Hapishane Reformu'nda, anne olan, emziren ya da çocuklarını hapishaneye getiren kadınlar farklı uygulamalarla garanti altına alınmaya çalışılmış. Kadınlar genellikle icar yani kiralama usulüyle tutulan imam evlerinde hapsedilmiş. Bu evler son derece düzen dışı, nizamnamelerin ve reformların amacının dışında, sistematik kontrol mekanizmasının işlemediği hapsetme mekânları. 19. yüzyılın sonuna kadar kullanılan imam ve muhtar evlerinde kadınların nasıl denetim altında tutuldukları ve hapsedildiklerine dair bilgi yok. Tüm hapsetme mekânlarında istismar son derece yaygın. Buna ilişkin bulduğumuz arşiv vakalarından çok daha fazlası var. Örneğin 1912’de Balıkesir'de Mehmet Çalış isimli bir gardiyanın kadınları geceleri dışarıya çıkararak fuhuşa zorladığı tespit ediliyor ve meslekten men ediliyor. Yine Gülizar isimde bir kadın, kocasını öldürdüğü için Manastır Hapishanesi'ne girmiş ve üçüncü yılında hamile kalıyor, tecavüze uğradığı düşünülüyor.

Bursa iplikhanesi de Ermeni kadınların cezalandırıldığı üretim alanlarından. Birçok iplikhane, kadınların zorunlu çalıştırılarak rehabilite edildikleri, ucuz emek olarak görüldükleri ve ücretlerini alamadıkları yerler. Öte yandan Abdülhamit döneminde, ikiz bebek doğuran annelere altın takma geleneği var. İkiz bebek doğurduğu için cezasını tamamlamadan salıverilen kadınlar olmuş. Yine Gülizar kadın da nasıl olduğunu bilmediğimiz hamileliği nedeniyle Manastır Hapishanesi'nden bırakılmış. Osmanlı İmparatorluğu'nda, kadın mahkumiyetinin anne olduğunuzda son derece avantajlı bir duruma dönüşebildiğini ancak bunun dışında kalan kadınları da son derece istismara açık hâle getiren bir sistem olduğunu söyleyebilirim.”

Vartuhi Kalantar ve ailesi
Ardından Prof. Dr. Lerna Ekmekçioğlu, Vartuhi Kalantar’ı ve Hapishane-i Umumi’de yaşadıklarını anlattı: “Vartuhi’nin yazdığı anılar, Türkiye ve Ermeni tarihinde bir kadın tarafından yayınlanmış ilk hapis anısı. Asıl anılar, 1921 yılında İstanbul'da basılan bir feminist dergi olan Hay Gin’de yazılıyor. 1893'te Bursa'da doğan Vartuhi’nin Rus Ermenisi olan babası Tavit, Vianova Leipzig'de felsefe ve pedagoji eğitimi almış. Osmanlı Ermenilerinden annesi Takuhi de Ankara'dan İstanbul'a yatılı olarak okumaya gönderiliyor. Anne ve babası, birlikte bir Ermeni okulu kuruyor. 1903'teki bir gazeteden öğrendiğimize göre Ermenice feminist bir girişim bu, kız ve erkek çocukları karma okutuluyor. 1908'de Bursa'dan İstanbul'a taşınıyorlar. Babası, İstanbul Patriği tarafından bütün Ermeni okullarının genel müfettişliğine atanıyor.

Vartuhi, 1911'de yüksek öğretim için Avrupa'ya gidiyor. Lozan'da tarih ve edebiyat okuyor. Rus Ermeni yazar ve Taşnak lideri Avetis Aharonyan'ın öğrencisi oluyor. Ardından Leipzig Üniversitesi'nde tarih öncesi ve eğitim alanında yüksek lisans çalışmalarına başlıyor. 1914 yazında, İstanbul'a annesi ve babasını ziyarete geldiğinde savaş patlıyor ve ‘Gitmeyeyim, anne babamı yalnız bırakmayayım’ derken tutuklanıyor. 1915 Nisan'ında alınan, soykırımın ilk aşamasında toplanan entelektüeller, Ermeni liderler arasında Kalantar ailesinden kimse yok. Bir ay sonra Mayıs'ta ise ‘Türklük karşıtı propaganda, muzır yayınlar yayınlama, okulda çocuklara muzır yayınlar aktarma’ şüphesiyle Kalantaryan'ın evine polis baskın yapıyor ve asıl amaç babayı alıp götürmek.

Dönemin tek kadın siyasi tutuklusu: Vartuhi
Vartuhi'nin 17-18 yaşındayken, Leipzig'den ailesine yazdığı mektuplar arasında Ermeni milliyetçiliği olarak gördükleri birtakım cümlelere rastlıyor polis. Bunun üzerine polisler, 20 yaşındaki Vartuhi’yi de alıyor. Mahkeme öncesinde tutuklanıyorlar ve Vartuhi fikirlerden dolayı ‘Ermeni milliyetçisi’ olarak yargılanıyor. Vartuhi ile babası, Çorlu Kalesi'nde ömür boyu hapis cezasına çarptırılıyor. Divanıharp’te yargılanan anne beraat ediyor. Diplomatik girişimler sayesinde cezaları, İstanbul’daki Hapishane-i Umumi’de beş yıla indiriliyor. 1. Dünya Savaşı yıllarında Hapishane-i Umumi’de bir kadın siyasi tutuklu, çıktıktan sonra anılarını 1918-22 arasında süren mütareke yıllarında sansürsüz bir şekilde İstanbul’da basabiliyor.”

1915’te hapiste Ermeni kadın olmak
Vartuhi’nin hapishanenin baş tabibi Dr. İbrahim Zati Bey’e Almanca'dan Osmanlı Türkçesine ücretsiz bir çeviri yaptığını ve karşılığında kendisini koruduğunu aktaran Ekmekçioğlu, “Vartuhi mektepli, matmazel gibi görünen bir Ermeni olmasından, saçı, başı, kıyafetleri daha elit göründüğü için, baş tabip tarafından korunuyor olmasından dolayı ve 1915’te hapishanede kalan Ermeni bir kadın olduğu için korku duyuyor, hain olarak görülüyor. Yanındaki erkekler koğuşunda tutulan babası ile Zati Bey tarafından bazı zamanlarda müdürün odasında görüşmesine izin veriliyor. 1917’de Brest-Litovsk Anlaşması imzalanınca, Vartuhi de babasından Rus vatandaşlığını aldığı için hapishaneden çıkarılıyor. Üç yıla yakın hapiste kalıyor. Daha sonra anne ve babasını kaybediyor. Hem Osmanlı arşivlerinde hem de kendi anılarından elimizde tanıklık ve anılar var” dedi.

Hapishanedeki karakterler ve anılar
4 Ağustos 1917'deki arşiv defterine göre Vartuhi’nin kaldığı hapishanedeki 18 yaş üstü mahkum sayısının 589 olduğunu aktaran Ekmekçioğlu, “Bunlardan 41’i kadın, 15'i gayrimüslim. İsimlerden anladığımız kadarıyla altısı Ermeni, sekizi Rum, biri de Yahudi” bilgisini verdi. Ekmekçioğlu, Vartuhi’nin hapisteki etnografik anılarını da paylaştı: “Kürt Sinan, hanım ağalar, koğuş ağası gibi farklı farklı karakterler edebi bir metin ile yazılmış. Hademeler, gardiyanlar, doktorlar, eczacılar hakkında bilgimiz var. Kamu sağlığının nasıl korunmaya çalışıldığı, ritüeller ve mekânla ilgili çok bilgi var. Evliyaya giden kadınlar, hapishanedeki gündelik hayat, eğlence, oyunlar, danslar, flörtler var. Sadece tecavüz ve taciz yok. Hapishane müdürü Çeteci İbrahim, Adapazarı'na gidip oradaki Ermenileri öldürüyor ve Vartuhi bunu hapishanedeyken Kürt Sinem'den duyuyor. Vartuhi, hapishane sayesinde daha fazla siyasi ve entelektüel oluyor. Belki öncesinde de olacaktı ancak hapishanedeki ortam ve deneyimlerinden dolayı radikalize oluyor.”

1922’de Amerika'ya giden Vartuhi’nin bir yıl sonra Zaben Nalbantyan'la evlendiğini söyleyen Ekmekçioğlu, “Nalbantyan, 1913'te doğduğu Antakya'dan Amerika'ya geliyor kimya okumak için ve Antakya'da tüm ailesini soykırımda kaybediyor, tek kalıyor. Vartuhi ile bir şekilde birbirlerini buluyorlar. İkisi de entelektüel, tarih ve edebiyatla ilgili. Evlendikten sonra yazılar ve kitaplar yazmaya başlıyorlar. Hiç çocukları olmuyor. Washington DC'de birlikte sürekli bir entelektüel, aydın, dönemin önemli insanlarıyla mektuplaşan, yazılar yazan bir çift olarak kalıyorlar. 1978’de Washington’da ölen Vartuhi’nin mezar taşına, Ermenistan'da doğduğu yazılıyor. Bu da kendisini hayatı boyunca nasıl gördüğünü bize gösteriyor” şeklinde konuştu.

Webinar, soru-cevap bölümünün ardından sona erdi.




Bu haber agos kaynağından gelmektedir.

Haber metninde yer alan görüşler haber kaynağı (agos) ve yazarına ait olup,
bolsohays.com sitesi haber hakkında herhangi bir görüş üstlenmemektedir.

Opinions expressed are those of the author(s)-(agos). They do not purport to reflect the opinions or views of bolsohays.com
+